Tekke ve zaviye nedir?

İslam ahlakının, tasavvuf ilminin öğretildiği ve tatbik edildiği yerlere tekke ve zaviye denir.

Osmanlı toplumunda kültür ve eğitim açısından önemli bir yere sahip olan tekke ve zaviyeler zamanla eğitici özelliklerini yitirmişler, dinsel sömürünün, yenilik karşıtlığının simgesi haline gelmişlerdir. İslam kültür tarihinde önemli bir yeri bulunan tekke ve zaviyeler, tasavvuf düşüncesinin, anlayış ve terbiyesinin işlenip derinleştirildiği ve halka takdim edildiği yerlerdir.

Bu müesseseler, tekke, zaviye, hankah ve dergah gibi isimler altında birbirinden hemen hemen farksız olan bu müesseselere insanlar, dünya hayatının çeşidi meşakkat ve sıkıntıları ile yorulan ruhlarını ve bunalan gönüllerini dinlendirmek için bir araya gelip boş zamanlarını değerlendirirlerdi.

Tekke ve hankah ile eşit bir mana taşımasına rağmen zaviyeler için şu ifadelerin de kullanıldığını belirtmek gerekir. Zaviye, tekkenin küçüğüne verilen bir isimdir. Ekseriya şehir ve kasabaların ücra köşelerinde kurulurlar. Bu manada küçük oda demektir. Mecazi olarak dünya hakkında da kullanılır. Çoğulu zevaya'dır.

Tekke ve Medreseler tarih boyunca hep tevhid inancını savunmak üzere teşkilatlanmışlardır. Medreseler, sistemli bir talim ve terbiye proğramıyla genç nesilleri İslami ve dünyevi ilimlerle donatıp, mukaddes İslam dininin hizmetine verirken, tekkeler, genç, yaşlı, okumuş, okumamış bütün halk kitlelerini öbek öbek, bir aşk ve gönül ordusu biçiminde teşkilatlandırıyordu. Bu sebeple Medrese ve Tekkeler, kitleleri kucaklayan, saran iki kol gibidir.

tekke ve zaviye

Tekkelerden yetişenlerden Mevlana Celaleddin-i Rumi, Yunus Emre, Erzurumlu İsmail Hakkı gibi sayısız büyük veliler, yaşadıkları asırlara, eserleri ve yaşayışlarıyla mühür vurmuşlardır. Bu büyükler, insanlık tarihinin şeref levhalarıdır. Tekkeler, genellikle şehir, kasaba ve köylere kurulmakla beraber bazan, sosyal hizmetleri görmek için, büyük kervanların geçtiği ıssız yollarda, kırlık alanlarda, bazan da, cihad etmek ve düşmanı gözetlemek için hudut boylarında kurulurdu.

Issız yol boylarındaki kırlık alanlara kurulan tekkelerde, kış veya yaz yorgun kervancılar misafir edilir, bunlara yeme, içme, yatma, hayvanlarının bakımı dahil, sosyal hizmetler verilir, karşılığında para da alınmazdı. Hudut boylarındaki tekkelere gelince; bunlar, stratejik ehemmiyeti olan mevkilerde kurulurdu. Bu tekkelerde Özellikle cihad için gelen gönüllüler ordusundan Alp erenler, gaziler, akıncılar ve hudut bekçileri bulunurdu.

Bunlar, sulh zamanında herhangi bir düşman hücumu karşısında müdafaasız durumda kalan civar halkını, Müslüman köylerini korurlardı. Sefer durumundaysa, akıncı yiğitler, hududu aşarak düşman memleketine dalar, onlara korku salarak ve mallarını ganimet alarak düşmanı sindirir ve Müslüman ordusunun zayiat vermeden ilerlemesini sağlarlardı. Evranos Bey, Malkoçoğlu, Hüsrev Bey, Kara Şahin gibi Osmanlıların Ünlü akıncılarının birçoğu tekkelerde yetişmiş eşsiz kahramanlardı.

Hudut boyu tekkeleri ayrıca komşu devletin şahıslarına Müslümanlığı tanıtmakla ve oralarda İslamiyeti yaymakla da görevliydiler. Tekkelerin bu bakımdan da hizmetleri çok olmuştur.Mutasavvıflarca ilk tekkenin, Ebul Kasım el-Kufi tarafından 8. yüzyılda, Şam yakınlarındaki Remle’de kurulduğu kabul edilir. Tarikatların kurulmasıyla tekkeler İslam dünyasının her yanına hızla yayılmıştır. Tekkeler mescit görevini de görürdü.

Dervişler, tekkenin iç hizmetlerini yürütürdü. Tekkenin masrafları vakıflar yoluyla karşılanır, dervişler de kazançlarının bir bölümünü bağlı bulunduğu dergaha bağışlardı. Tekkeler, dini işlevlerinin yanında, güzel sanatların da korunma ve gelişmesinde rol oynadılar. Osmanlı toplum ve eğitim hayatında önemli bir yere sahip olan tekke ve zaviyeler zamanla yozlaşmış ve toplumsal alanda bölünme ve gruplaşmalara neden olmuştu.

Uygar ve ileri bir ulus olma amacını güden toplumumuz için tekke, zaviye, türbe ve tarikat gibi engeller, kaldırılması zorunlu kurumlardı. Atatürk, Kastamonu’da 30 Ağustos 1925'te söylediği bir nutukta türbelerin, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılmasının ve tarikatların kaldırılmasının işaretini vermişti.

30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kabul edilmiş ve birtakım unvanların kullanılması yasaklanmıştır. Kanun, bütün tarikatlarla birlikte, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesini de yasaklamıştır.

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç