Samiler

Genel olarak Sami dilleri konuşan kavimierin hepsine birden verilen addır. Günümüzdeki başlıca Sami kavimleri İbraniler, Habeşler ve Araplar'dır. Hazret-i Nuh’un, Tufandan sonra Ham, Sam ve Yafes adında üç oğlu vardı. Tufandan sonra bütün insanlar bu üç oğlundan türeyip, her tarafa dağıldılar. Sam’dan Araplar, Asuriler, Finikeliler, İbraniler, Rumlar ve Süryaniler türeyip, bütün Orta Doğu ve Doğu Akdeniz ülkelerine yayıldılar. Mezopotamya ve Doğu Akdeniz’e hakim olup, devlet kurdular. Sam’dan türeyen kavimlere Sami ırkları, dillerine de Sami dilleri denir. Sami dilleri, Akkatça, Aramice, Arapça, Habeşçe ve İbranicedir.

Tevratın Tufan efsanesi ile ilgili bölümünde, Samiler Toroslardan veya Ararat(Ağrı)dağından gelmişlerdir. Ancak bazı bilginler Samilerin anayurdu olarak Arabistan'ı gösterirler. Arabistan Çölünde nüfusları artan bedevi kavimler zaman zaman kültür merkezlerine gelmek üzere bir göç olayı yaratmışlardır. Bu göç olayı Mari arşivleri ile de doğrulanmaktadır. Mezopotamya'da olduğu gibi, eski Mısır'da da Sami kavimleri buluyoruz. Mısır abideleri üzerinde daha Thinit sülalesi zamanından beri saf sami tipi gösteren tasvirlere rastlanmaktadır.

Samilerin Mezopotamya'ya doğrudan doğruya çöl üzerinden değil evvela Filistin ve Suriye'deki dağlık bölgeleri takip ederek kuzeye, Habur nehri civarına geldikleri, buradan Fırat nehri yolu ile Mari(Tel-Hariri)üzerinden Babilonya'ya vardıkları tahmin edilmektedir. Nitekim Kuzey Suriye ve Filistin'de son senelerde yapılan kazılar bu öneriyi destekler malzemeler vermektedir. Hint-Avrupalılar gibi Samilik de kültürel bir kavramdan çok dilbilimsel bir kavramdır;ırkla ilgili bir kavram hiç değildir. Bununla birlikte, bir proto-Samidili konuşan ve temel bir Sami dilleri birliğinin gerçekten var olması ölçüsünde kendini komşularına benimseten topluluğun kökeni ve ne olduğu konusunda bir sorun bulunmaktadır.

Arapça Sami dillerine en yakın dillerden biri olarak çoktan ortaya çıkmıştır ve birçok uzman Sami halklarının beşiği olarak Arap yarımadasını görmek istemiştir;böyle olmasıda Eski Mısırcanın Sami özellikler taşımasını ve doğu Afrika'da konuşulan, hatta Berber dilinin de kendisine bağlandığı Hami dilleriyle kurulabilinen yakınlıkları bir ölçüde açıklar. Öyle görünüyor ki, tarih çağlarının Sami halklarını oluşturacak olan toplulukların biribirinden ayrılışı tarihöncesinin çok eski çağlarında, kuşkusuz neolitik çağda (Yakın Doğu için X. bin ile VIII. binarası) olmuştur ve kesin bir doğum yeri belirlemek çok zordur.

Bir dönem Mezopotamya'nın güneyinin, Sümerlerin gelişindenönce ne idüğü bilinmeyen, belki Asyalı(ne Sami, ne Hint-Avrupalı olan, genellikle bitişmeli diller konuşan eski Asya halklarını göstermek için kullanılan adlandırma)halklarca işgal edilmiş olduğu düşünülmüştür. Buna göre Samiler bu bölgeye daha sonra gelmiş, Akkad'da onların ilk örgütlü devleti olmuştu. III. binin başında Mari ve Kiş'teki Sami öğesinin çokluğu Samilerin çoktandır orada olduklarını varsaymaya izin veriyor;öyle ki, tarihöncesi Mezoptamya halklarının, özelliklede de El Obeyd kültürü insanlarının, dillerini kabul ettikleriSümerlerce baskı altına alınmış yada büyük ölçüde sindirilmiş Samiler olduğu ileri sürülebilir.

Öte yandan III. binden başlayarak Kenan dilleriyle akraba bir dilin konuşulduğu bir devletin varlığını açığa vuran Ebla tabletlerinin keşfedilişi Arabistan kaynaklı güçler varsayımını akla getirir. İgnazio Guidi, farklı Sami dillerinin sözlüklerini iyice inceledikten sonra nehirlerin suladığı ovalık bölgelere verilen adların ortak olduğunu ortaya koymuştur;örneğin bütün Sami dillerinde nehir anlamına gelen nahr sözcüğü aynıdır;buna karşılık dağı göstermek için her dilde farklı bir sözcük bulunur. Sami dilinin doğumyeri sorusunun yanıtı ancak Mezopotamya olarak verilebilir. Amurruların, Aramların göçleri gibi Suriye kaynaklı göçlerdeSamilerin yayılma noktalarından birini Yukarı Fırat'a ve güneydeki bölgelere yerleştirmenin uygun olduğunu düşünmeye izin verir.

Tek bir Hint-Avrupa uygarlığı bulunmadığı gibi, tek bir Sami uygarlığıda da yoktur. Eskiçağın büyük Sami halklarının her biri, bazı ortak çizgiler bulunabilse bile kendine özgü bir kültür yaratmıştır. Bundan ötürü Sami uygarlığı söz konusu edildiğinde, Akkadların, Babillilerin, Assurluların, Fenikelilerin, İbranilerin, Nabatilerin, Aramlıların, çeşitli Arap halklarının, Etiyopyalıların uygarlıklarını birbirinden ayırmak uygun olur. Mezopotamya medeniyetinin yaratılmasın da payı olan kavimlerden biri de, Samilerdir. Bugunki çöl bedevilerinin ataları olan Samilerin menşei sorunu karanlıktır. Eski Mezopotamya tarihinde üç büyük Sami göçü olmuştur. Bunlardan birincisi M. ö 2500'lerde olduğu tahmin edilen Akkadların göçüdür. Bu kabileler, Dicle ve Fırat nehirlerinin birbirine en çok yaklaştığı yerde, Bağdat civarındaki Kiş şehrine yerleşmişlerdir.

M. ö 2000 yıllarında meydana gelen ikinci Sami göçü ise Mezopotamya'ya Sümerlerin batılı anlamına MAR-TU'lar dediği Amurruları getirmiştir. Amurrular, İbraniler ve Fenikeliler gibi, Sami dillerin doğu Lehçesini konuşuyorlardı. Bundan dolayı bazı bilginler, Amurrular'a Doğu Kenanlarıda derler. Üçüncü büyük Sami göçü m. ö 14 yy da başlayıp 9 yy kadar mütamayiden devam eden Arami kabilelerin göçleridir. Assur krallarının, Arami'lere karşı yaptıkları, amansız savaşlar sebebi ile Aramiler, yukarı Dicle bölgesine yani Assur'a sokulamamışlarsada, Anadolu'da Sam'al a(Zincirli)kadar ulaşmışlardır.

Akkadlar

Akkadların mensup olduğu ilk Sami kavimleri, Arap yarımadasından çıkarak kuzey Suriye üzerinden Orta Mezopotamya bölgesine gelmişlerdir. Yüzyıllarca Sümer bölgesini Sümerlerle paylaşmış olan Akkadlar, Sümer kültürünü de benimsemişlerdir. Fakat M. ö 2371 yıllarında kendi kültürleriyle ortaya çıkmışlar ve Mezopotamya'ya hakim olmuşlardır. Böylece Mezopotomya'da Sümer idaresi son bulmuş ve Akkadların kurdukları devletin idaresinde Sümerler, sakin bir halk olarak yaşamışlardır. Akkad kültürü, kendilerine özgü kültürleriyle, Sümer kültürünün kaynaşmasından oluşmuştur. Akkad(ya da Agade)şehrinde kurulan devletÖn Asya dünyasının dönüm noktasıdır;artık bir Site (Kent) devleti olmaktan ziyade, Site'den imparatorluğa doğru gelişmiş bir devlet görünümündedir.

Sümerlerde din adamlarının çözemedikleri kent devletleri arası savaşlar sorununu, Akkadlar askerle çözmüşler ve kent devletlerini tek bir yönetim altında toplamışlardır. Bunu en iyi yapan kral Akkadlı Sargon(M. ö 2371-2316)olmuştur. Sargon döneminde Akkad'ın sınırları doğu'da Elam'a, kuzeyde dağ kavimlerine, Suriye ve Lübnan'a, Anadolu'da Toroslara, Deniz ülkelerine(İran körfezi), Dilmun'a(Bahreyn)adasına kadar ulaşmıştır. Sargon dönemine ait en önemli olay, Fırat nehri üzerindeki Tutul kentinde(Suriye sınırı içinde), Batı Samilerin baş tanrısı Dagan'a ziyaret etmesidir. Bu olay Sargon'un Sami kökenli soyunu kanıtlar.

Akkad dönemine ait yazılı kaynakların pek azı(Sargon ve Naramsin abideleri)orjinaldir, çoğu daha sonraki Ur III. sülallesi, İsin-Larsa krallıkları dönemi ve Eski Babil döneminde yazılmış kopyalarıdır. Bunlar Nippur ve Ur arşivlerinde bulunmuştur. Akkad dönemine ait efsalerin en ünlüsü Şar Tamhari(mücadele kralı)metinleridir. Bu vesikalarda Sargon ve Naramsin'in uzak ülkelere yaptıkları seferler anlatılır. Bu metinlerin Boğazköy, Tel-El Amarna ve Babil nüshaları da bulunmuştur.

Başka bir metinde de, Sargon'un hakim olduğu ülkeleri gösteren ve o zamanki bilgilere göre çizilmiş bir dünya haritası bulunmaktadır. Akkad imparatorluğunun çökmesi daha sonraki dönemlerde yaşayan bilginleride düşündürmüş olmalı ki, Akkad'ın lanetlenmesiismi verilen bir tablet bulunmuştur. Bu tabletdeki metinde, Nippurlu tarihçi, zamanın görüşüne uygun olarak Akkad devletinin çökmesini Naramsin'in Nippur'daki Enlil Mabedi'ni yağmalamasına bağlar. Ona göre tanrılar kralı Enlil, intikam almak için Guti kavimlerini dağlardan indirmiştir.

Babil

M. ö 2. binlerde Arap yarım adasından yeni göçebe kavimler Akdeniz kıyılarına ulaşırlar. Samilerin Amurru(batı Samiler, yani Sümerce Martu)kolundan olan bu kavimler, Mezopotamya ya sızarak Sümer-Akkad kültürüyle bütünleştiler. Uzun yıllar Sümer-Akkad hakimiyetinde kalarak, aylıklı asker, işçi ve tacir olarak çalıştılar, daha sonra Akkad ilinde toplandılar ve buradaki Samilerle birleştiler. Babil şehrinide kuran bu toplulukların ilk yöneticileri Elamlılara bağlı yönetim altında yaşamak zorunda kalmışlardır. Babil'in krallık durumuna gelmesi M.Ö 19 yy'dır.

Şehrin coğrafi durumunun uygun olmasıyla oldukça gelişmiş ve M. ö 18 yy'da Mezopotamya Babil egemenliğinde birleşmiştir;ilk kralları hakkında fazla bilgimiz yoktur. M. ö 1790 yıllarında babil krallarının dördüncüsü olan Hammurabi hem Sümer, hem Akkad kentlerini tek bir yönetim altında birleştirerek bölgesel devletten imparatorluğa geçişi sağlamıştır. Bu dönem, Sümer, Akkad, Elam, Gutiler ve Amurrular'ın bir araya gelmeleri sonucu oluşan ırklar karışımından oluşmuştur ve küçük bir azınlık durumuna düşen Sümerler, zamanla Samiler içerisinde eriyipgitmişlerdir.

Assur

M.Ö III. bin yılın sonları ile M. ö II. bin yılın başları arasında süreçte, Batı Sami halklarının Orta Mezopotamya'ya ve Babil'e doğru ilerleyen hareketi başlamıştır. Yaklaşık 300 yıl süren bu hareket, yörenin kültürü, politikası, dini ve sosyal hayatı üzerinde eski unsurlara son vererek derin izler bırakmıştır. Batıanlamına gelen Amurrum sözcüğünden dolayı Akkadça, Amorit veya Sümerce Martu olarak anılan ve Sami kökenli bir dil konuşan bu insanların, Assurluların ataları olduğu düşünülür. Assurlular, Kuzey Mezopotamya'da eski Halaf kültüründen gelme halkların ve Arabistan orjinli Batı Sami kavimlerinin kaynaşmasından oluşan bir topluluktur. Bunların içinde Asya kökenli Subartular'da bulunmaktadır. 
Assur tanrı Ashur adına kurulmuş bir şehirdir. Halkı'da bu kentin adını taşır.

Sami dili

M.Ö 3000-1000 arasında Mezopotamya'da konuşulan ve kuzey çevre öbeğine giren bir dildir. Sami dillerinden biri olan Akkad dili, I. Sargon(Akkad dilinda Şarrukin)zamanında Akdeniz'den Basra körfezine kadar uzanan bir alana yayıldı. Yaklaşık M. ö 2. binlerde Güney Mezopotamyanın konuşma dili olarak Sümer dilinin yerini aldı. Sümer dili ise dinsel edebiyatın yazı dili olarak kaldı. Akkad dili aynı tarihlerde Assur lehçesi ve Babil lehçesi olarak ikiye ayrıldı. Assur lehçesi Kuzey, Babil lehçesi ise Güney Mezopotamya'da konuşuluyordu. Önceleri Assur lehçesi daha yaygındı, ama sonradan Babil lehçesi onun yerini aldı ve M. ö 9 yy'da yakındoğunun Lingua Franca(Ortak kullanılan dil)'sı haline geldi. M. ö 7. ve 6. yüzyıllarda Arami dili yazı ve konuşma dili olarak giderek Babil dilinin yerini almaya başladı. Bu dönemden sonra Babil dili matematik, astroloji ve öbür bilim konularında yazı dili olarak kullanılmaya devam ettiysede M. ö 1 yy'da tümüyle yok oldu. Bilginler Babil dilini ancak 19. yy'da yeniden çözdüler.

Akkad dili

Akkad dili, Sümer alfabesinden geliştirilmiş bir çivi yazısı alfebesi ile yazılıyordu. Bu alfabede 600 kadar sözcük ve hece işareti bulunuyordu. Dilin ses dizgesi 20 sessiz ve 8 sesliden(hem uzun, hem de kısa a, i, e ve u)Adların üç hali(yalın, -in hali ve-i hali)vardı. Tekil ve çoğul adlardan başka, çift varlıkları anlatan bir ad biçimi daha bulunuyordu. Adlar birde dişi ve erkek olarak farklılaşıyordu(Levha 4). Dişi adlar köke-t yada-at soneklerinin getirilmesiyle türetiliyordu. Geçmiş ve geniş-gelecek olmak üzere iki fiil zamanı vardı(17). Dil fonetiğinde gırtlaksıllar sayısı azdır, cümle sonunda Fiil-yüklem kabul edilmez(18), ancak cümle yapılarında önce özne sonra fiil gelir.

Babilce ve Assurca yazılmış herhangi birşey Akkadçaya eştir ve Akkadça olarak tanımlanır. Bu diyalektlerin herbiri çivi yazısının az farklı bir şekli olarak kullanılıyordu. Akkadça kelimeler, temel olarak alınan 3 konsonant ve bir kök vokaline başka vokaller eklenmesi veya konsanantların çiftlenmesi ve sonra da bu kelimenin çatısına ön ve sonekler getirilmesiyle oluştururlar(Örn. sbt(kök vokali a)mastar hali, sabatum yakalamak, isabbat o yakalar, isbat o yakaladı, sabat yakalagibi veya prsünsüzlerine sesli eklenmesi ile ve ön ek veya son ek eklemesi ile değiştirilir. Örneğin İprus-purus-iparrasuni gibi. Yani, aslında her sesin bir hece ile ifade edildiği çivi yazısı, Akkadçanın dil yapısına uygun değildir.

Bu nedenle önemli ölçüde kelimelerin fonetik olarak ifade edilmesiyle birlikte, buna ek olarak Akkadlı katipler, Akkadça kelimeleri yazmak için, Sümerce logogramları da kullandılar. Örneğin Akkadça koyunlaranlamına gelen immeru kelimesini Sümerce şekliyle UDU MEŠ olarak yazdılar;ya da iki dili karıştırarak, Sümerce büyük anlamına gelen GAL kelimesinin sonuna Akkadçası olan rabu'nun sonunu ekleyerek bunu GAL-u şeklinde ifade etttiler. Ancak Assurologlar burada kelimelerin benzerliğinden çıkabilecekkarışıklığı gidermek için Sümerceyi normal yazı veya büyük harflerle, Akkadçayı'da italik olarak yazdılar.

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç