Neoliberalizm nedir?

Neoliberalizm, ekonominin devlet işlerinden ayrılmasını ve piyasayı özel teşebbüsün yönetmesi gerekliliğini savunan bir düşünce akımıdır.

Rekabetin piyasayı yönetmesi gerektiğini söyler. Dengelenmiş bütçeyi, serbest piyasa kapitalizmini ve serbest ticareti savunur. Devletin sadece herhangi bir kriz anında acil ve keskin müdahaleler yapmasını, bunun dışında piyasadan tamamen çekilmesini savunur.

Kişisel hürriyeti pozitif şekilde tanımlar ve sosyal reform için kanunların kullanımına karşı çıkar. Klasik liberalizimden farklı olarak, kişilerin topluma doğal bazı haklarla girdiklerini kabul etmez. Özel mülkiyeti savunur ve bu savunusunu “kişisel hürriyet ve açık piyasalar en geniş kitleler için en büyük faydayı sağlar” şeklinde ifade eder.

(Neo - Liberalisim) "Yeni - Liberalizm" diye Türkçe’ye çevrilebilecek olan bu akım 1938 de Walter Lippmanla başlatılmıştır. Temelde Liberalizme dayanır. Fiyat mekanizmasını, rekabeti ve özel mülkiyeti benimser. Ancak denetimsiz bir Liberalizm uygulamasına karşıdır. Böyle bir Liberalizm uygulamasının, serbest rekabetten uzaklaşacağını ve fiyat mekanizmasının etkin işleyişini sağlayamayacağım belirtir. O bakımdan piyasanın düzenlenmesi amacıyla devlet müdahalelerini zorunlu görür.

Neo-liberalizm ideolojisi aslında köklerini klasik liberalizm teorisinden ve 1944 tarihli Bretton Woods anlaşmasından almaktadır. New Hampshire’daki küçük bir bölge olan Bretton Woods’da 1944 yılında yapılan Birleşmiş Milletler Para ve Finans Konferansı ardından imzalanan Bretton Woods Anlaşması ve bu anlaşma ile ortaya çıkan Bretton Woods sistemi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası ticaretin yeniden başlaması ve Dünya Savaşları döneminin paramparça ettiği uluslararası para sisteminin hızlı bir şekilde yeniden oluşturulması düşüncesini amaçlıyordu.

Bu konferans sonucunda oluşan sistemde neo-liberalizmin çok önemli iki ideolojik ve siyasi-ekonomik alanlarda işlevsel aygıtı olan Uluslararası Para Fonu (International Monetary Fund-IMF) veDünya Bankası (World Bank-WB) gibi kuruluşlar oluşturuluyordu. Ancak neo-liberalizmin ortaya çıktığı bu ilk yıllarda pek çok nedenden ötürü neo-liberal politikalar devletler ve halkların gözünde meşruiyet kazanamıyordu.

Öncelikle Sovyetler Birliği’nin savaştan galip çıkması ve Doğu Avrupa ülkelerinin komünist rejimlere dönüşmesi Soğuk Savaş’ın ortaya çıktığı bu dönemde sosyalist-sol ideolojinin prestijli, güçlü bir konumda olmasını sağlıyor ve neo-liberalizmin değerini düşürüyordu. Yalnızca Rusya ve Doğu bloğu ülkelerinde değil Avrupa’da da oldukça etkili olan Marksist teori ve düşünürler Avrupa kamuoyunun kapitalizm ve neo-liberalizme olan inancını zayıf kılıyordu.

Dahası İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkileri nedeniyle sermaye birikimi büyük ölçüde zedelenen Avrupa ülkelerinde -ABD’nin Marshall yardımına rağmen-devletin ekonomide aktif sorumluluk alması gerektiği düşüncesi somut ihtiyaçlara daha iyi cevap verir nitelikteydi. Dekolonizayon dönemi ve yeni oluşan milli devletlerin ithal ikameci, korumacı, devletçi ekonomi programlarını benimsemeleri de dünya genelinde neo-liberalizme uygun bir ortam yaratmıyordu.

IMF ve Dünya Bankası’nın hükümetler üzerindeciddi bir baskı gücü bulunmaması da bir diğer önemli etkendi. Neo-liberalizmin yükselişini hazırlayan faktörler ise 1970’lerde gelişmeye başladı. Ogüne kadar çok başarılı işleyen Keynesçi ekonomi düzeninin dünya petrolfiyatlarının OPEC petrol krizi (1973-1974) sonrası aniden yükselmesi nedeniyle sıkıntıya girmesi neo-liberal saldırıların başlamasındaki en önemli sebepti.

Büyük sermayedarlar nihayet sosyal devlet ve işçi hakları uygulamaları nedeniyle yeterince kar edemedikleri ve mutlu olamadıkları paylaşımcı düzeni, insan emeği sömürüsüne dayalı ancak kendilerine daha çok kar getirecek bir sistemle değiştirme şansı yakalamışlardı. Bu nedenle küresel sermayenin büyük maddi desteğiyle Chicago Üniversitesi’nde hocalık yapan Friedrich Von Hayek ve Milton Friedmangibi düşünürlerin (Chicago boys) önderliğinde neo-liberalizmi kılavuz edinmiş yeni enstitüler, araştırma merkezleri, akademik dergiler oluşturuluyordu.

Sermayenin milyon dolarlık desteğiyle neo-liberal fikirler kısa sürede akademik dünyada hakimgüç haline gelmeye başlıyor, akademik onurunu koruyarak bu duruma itiraz eden profesörler geri kafalı olmakla suçlanıyordu. Bir anlamda Gramsci’nin ifade ettiğigibi neo-liberaller kendi hegemonik söylemlerini oluşturuyor ve halkları manipüle ediyorlardı. Yani kısa sürede Von Hayek ve Friedman gibi sahte peygamberler sayesinde para ve neo-liberalizm dünyanın yeni ve en yaygın din inancı haline geliyordu.

1970’lerin sonlarından başlayarak neo-liberal programlar “başka alternatif yok (there is no alternative)” söylemleriyle uygulamaya konuluyor, 1980’lerde dünya genelinde sol hükümetlerin yerini liberal-sağcı iktidarlar alıyordu. İngiltere’de muhafazakar-liberal “Demir Leydi” Margaret Thatcher’ın, Amerika Birleşik Devletleri’nde milliyetçi-liberal “kovboy” Ronald Reagan’ın ve de ülkemizde 12 Eylül’ün cunta idaresi ve Turgut Özal’ın başa gelmeleriyle dünyada neo-liberalizm mutlak iktidarını ilan etmeye hazırlanıyordu.

Neo-liberaller çevre sorunlarını ve sosyal felaketleri hiçe sayarak piyasa dengelerine güvenilmesi gerektiğini ifade ediyorlardı. Neo-liberalizmin bu dönemde ortaya çıkan akademik çalışmalarda da söylendiği üzere üç temel amacı vardı; mal ve hizmetlerin (1) ve sermayenin (2) tüm dünya çapında serbestçe dolaşması ve pazarın genişletilmesi için küresel kapitalizme entegre olmayan yapı ve blokların dağıtılarak yatırım özgürlüğünün (3) tüm dünyada sağlanması.

İlk olarak 1980’lerin sonunda John Williamson’ın (1989) katkısıyla Washington Mutabakatı (Washington Consensus) adıyla anılmaya başlayan neo-liberalizmin Doğu Bloğunun çözülmesiyle beraber vahşice yayılması süreci, Francis Fukuyama’nın (1992) öngördüğü gibi “tarihin sonu”nu getirmeyecek, yalnızca küresel sermayenin tarihsel dönüşüm ve büyüme hareketinin bir durağını teşkiledecekti. Terimin (Washington Mutabakatı) çağrıştırdığı uzlaşı da, sanılabileceğigibi emek, sermaye ve hükümet temsilcilerinin bir araya gelip iktisadi konularda küresel bir anlaşmaya varması şeklinde cereyan etmemiştir.

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç