Matbaa nedir?

Matbaa denilen kelimenin anlamı; bir takım yazıları, resimleri ve farklı şekilleri bir tür yüzeyin (deri, kağıt ya da kumaş malzemesi vb.) üzerine özel teknikler kullanarak baskı halinde meydana getirmektir. Ardından yaratılmış olan bu tek nüshayı aynı işlemi defalarca kez kopyalayarak aynı nüshadan pek çok sayıda kopya elde edebilmektir. Bu kopyaların ve oluşturulan ilk baskının ortaya çıkmasını sağlayan makinelerin ve sistemlerin bir bütün olarak çalışma şekli haline getirilmesine de matbaacılık denilmektedir. Matbaacılık mesleği denildiğinde tamamen bu anlattığımız baskı süreçlerini bir meslek şeklinde icra edilmesi durumu akıllara gelmektedir.

Matbaa nedir kim bulmuştur diye bakıldığında; matbaanın ilk ortaya çıktığı süreçlerde “baskı makinası” olarak adlandırıldığı ve kelime olarak kökeninin Arapça diline bağlı olduğu bilinmektedir. Ayrıca matbaa kelimesinin eş anlamlıları olarak da “basım alanı”, “basım evi”, “basım yeri” veya “baskı aleti” gibi kelime topluluklarının da kullanıldığı bilinmektedir. Basımevi anlamı gibi araştırmalar yapıldığında karşılaşılacak sonuçlar her daim “matbaa” sonucuna çıkacaktır.

Matbaa ne zaman bulundu?

Matbaanın ortaya çıktığı ve başlangıç noktası olarak sayılan bölge Doğu Asya’dır. İlk kez matbaa, Uzakdoğu’da milattan sonra 593 yılında Çin ülkesinde ağaçları oyma tekniği kullanılarak var edilmiştir. İlk baskılı gazete ürünü de milattan sonra 700 yılında Pekin bölgesinde oluşturulmuştur.

O döneme ait matbaayla ilgili kesin bilgilerden biri, sekizinci yüzyılda Japonya’da baskı işlemlerine başlandıktan sonra bölgenin İmparatoriçesi olan Shotoko’nun Budizme ait bir takım kutsal metinleri Sanskrit dili şeklinde ve Çin alfabesiyle bastırdığı bilgisidir.

İlk “eksiksiz basma kitap” olarak bilinen ürünler ise “Tianemmen ruloları”olarak adlandırılmış ve Çin bölgesinde 868 yılında baskı haline getirilmiştir. Bundan sonrasında harflerin teker teker dökülmesi ve baskının o şekilde oluşturulması işlemi ise Pi Sheng adında Çin asıllı bir bireyin 1040 yılında porselen malzemesi kullanarak harfler oluşturması ve baskı yapmayı o şekilde denemesi sonucunda gerçekleşmiştir.

Devam eden süreçte, matbaa olgusunu Uygurların Çinlilerden aldığı, Tun-Huang mağarasında bulunan kalıntılar sonucu belirlenmiştir. Dokuzuncu yüzyıldan itibaren bu bölgede kullanıldığı bilinen matbaanın, Mısır’da bulunan matbaa kalıntılarının tam olarak nereden geldiği belirlenememiştir. Uygurlardan çok daha önce, dördüncü yüzyıldan kalma kumaşların üzerine ağaçtan oyulmuş olan kalıplarla baskı yapılan ürünler bulunması Mısır’da ya Çin’den gelen bir matbaa geleneğinin geliştiği ya da başka devletlerden bağımsız bölgede kendi kendine gelişen bir basım olgusunun geliştiği düşünülmektedir.

Avrupa’ya bakıldığında ise ilk olarak matbaanın bu bölgelere gelişinin İslam dünyasından öğrenilmesi durumu hakimdir. Yine ağaç oyma baskıları kullanan Avrupalılar, 15. yüzyıldan itibaren şuanda matbaacılığın ana kalesi olarak anılan Hollanda’da baskı ve basım teknikleri oldukça geliştirilmiştir. Bahsedilen süreçlerde hattatlar tarafından kazılmış olan tahta kalıplarla birlikte Harlem bölgesinde ilk kez 1430 yılında Lourens Janszoon Coster’ın tek tek tüm harfleri ihtiyacına göre kullanarak baskı yapmayı denediği iddia edilmektedir.

Bugünkü matbaanın keşfi

Günümüz matbaasının ilk adımı ise 1450 yılında Johannes Gutenberg isimli bir mucit tarafından atılmıştır. Gutenberg ve kendisinin ortağı olan isim Fust, Almanya’da bulunan Mainz şehrinde ilk kez metal alaşımlı harflerle baskı tekniğini keşfetmiş ve bu keşiflerini matbaayla birleştirmişlerdir. Gutenberg’in kendi üretimi olan bu ürünler; 1455’te basmış olduğu İncil kitabının ardından hem ucuz fiyatlı olması dolayısıyla hem de oldukça kaliteli ürünler imal edebilmesiyle oldukça rağbet görür hale gelmiştir. Böylelikle bu buluş hızla tüm dünya geneline yayılmaya başlamış ve oldukça sık kullanılan bir teknik haline gelmiştir. Bu süreçlerden sonra “tipo baskı” olatak adlandırılmaya başlanan teknik, Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesinin ardından modern baskı makinalarının imal edilmesine ve temel olarak matbaacılık sektörünün oluşturulmasına ön ayak olmuştur.

Osmanlı döneminde matbaacılık

Osmanlı devletindeki matbaacılık girişimlerine bakıldığında, Osmanlı’nın ilk matbaasının 1493 yılında (çoğu kişi matbaanın Osmanlı’ya 1726’da Lale devri süreçlerinde geldiğini sanmaktadır) İspanyol göçmenleri olan Samuel İbn Nahmias ve David Nahmias kardeşler tarafından getirilip kurulmuştur. Bu matbaayla basılan ilk kitap, Yakup Ben Asher’in “Arba’ah Turim” eseridir. 13 Aralık 1493’te basılmış olan bu kitapta hem sayfa düzeni, hem İtalik harf baskısı hem de işaretleme tekniği gibi pek çok yeni uygulanan bası teklifleri bulunmaktadır.

Matbaa neden Osmanlı’ya geç geldi?

Osmanlı devletinde az evvel bahsettiğimiz ilk baskının dışında, Lale devrinde İbrahim Müteferrika tarafından getirilmiş olan matbaa baskısı ilk matbaa olarak esas alınmaktadır. Osmanlı’ya 9. yüzyılda yaygınlaşmaya başlayan matbaanın neden 17. yüzyılda ancak gelebildiği kafaları odlukça kurcalayan bir sorudur.

Bu sorunun yanıtı için ilk olarak sebepler arasında dini vecibeler gereği yeni icatlara sıcak bakılmaması, İslam toplumlarının o dönemde bu tür bilimsel yenilikle olumlu hisler beslememesi, topraklarımızda bu tür yeniliklere hiç bir ihtiyaç duyulmadığının düşünülmesi vb. durumlar en başlıca sebepler olarak gösterilebilmektedir. Bunun yanında en temel nedenlerden biri olarak gösterilebilecek madde ise o dönemde yaşayan insanların genelinde okur yazar oranının çok az olması gösterilebilmektedir. Bunun yanında hattatlığın da oldukça yaygın bir meslek olması matbaaya duyulan ihtiyacı en az seviyelere indirmektedir.

Tüm bu bahsettiğimiz sebepler neticesinde matbaa Osmanlı devletinde çok uzun yüzyıllar boyunca yaygınlaşmamış ve herhangi bir gelişme gösterememiştir. Durum böyle oldukça da Osmanlı devletinde herhangi bir gelişme yaşanmamış ve gerileme dönemine girilmiştir. Matbaanın gelişmemesi otomatikman okur yazarlığın gelişememesine de neden olmuş ve insanlar gittikçe cahilleşmeye başlamışlardır. Ancak 1900’lü yıllardan sonra yaşadığımız topraklarda matbaanın geliştiğini söyleyebilmek mümkün olmuştur.

Matbaa hakkında herşey

Matbaa ve baskı sistemlerinde yüzyıllar boyunca devam eden gelişim ve değişim, 17.yüzyıldan itibaren büyük bir ivme kazanarak hızla artmıştır. 1790 yılında İngiliz asıllı William Nickolson, mürekkepleme işlemini deri kapladığı bir merdane yardımıyla yapmaya başlamış ve bu yöntem bir kaç yıl kullanılmıştır. 1795 yılında Amerikan asıllı Samuel Rust matbaa makinasını tamamını çelik alaşımlı malzemeden üretmiş, makinanın üst kısmında vida yardımıyla sıkıştırılabilen bir bölüm yaparak değişik tarzda bir matbaa ürünü ortaya çıkarmıştır.

1803 yılına gelindiğinde Alman asıllı Friedrich Koenig ise bu sefer makinaya başka bir güç kaynağı eklemiş ve buhar gücünü matbaa sistemlerinde kullanmayı akıl etmiştir. Bunun yanında hem buhar gücü hem de makinaya sabitlenen dişli çark sistemiyle birlikte baskı kapağının inip kalkması sağlanabilmiş; baskının yapılacağın yatak kısmının ileri geri oynatılabilmesi için konsol uygun hale getirilmiş ve ürünün merdaneler yardımıyla mürekkeplenebilmesini sağlayarak tük bunları tek bir mekanik sistematiğin içerisinde birleştirmiştir.

Bu keşiften 8 yıl sonra, kendi yardımcısı Andreas Bauer’in de yardımıyla geliştirdikleri baskı kapağının yerine bu sefer etrafında kağıt sarılı olan bobinlerin kullanımını başlatmış ve “rotatif baskı sistemi” denilen sistemin gelişmesine ilk katkıyı sağlamıştır. Devam eden süreçte 1865 yılında Amerikan asıllı William Bullock makinada bu sefer bir tabaka yerine de bobin kağıtların kullanılmasını sağlamış ve böylelikle kağıt besleme işlemlerinin devamlı yapılabilmesini sağlamıştır. Bullock, bir de otomatik olarak katlama yapabilen makinaları geliştirmiş ve basım işini oldukça hızlandırabilmeyi sağlamıştır.

Son olarak 19. yüzyılın sonlarına doğru ve 20. yüzyılın başlarına doğru denilebilen süreçte, hem matbaa makinalarında hem de onlarla birlikte baskı tekniklerinde oldukça faydalı gelişmeler de meydana gelmiştir. En sık kullanılan tipo sisteminin yanında “ofset teknikleri”, “rotogravür teknikleri” ve “tifdruk teknikleri” kullanılmaya başlanmıştır. Önceki sistemlerde genel olarak yer alan, baskının yapılması sırasında ihtiyaç olan harflerin tek tek bastırılıp sıcak metal kullanımına ihtiyaç duyan dizgi makinelerinin yerine artık oldukça hızlı çalışmakta olan optik unsurlar barındıran bilgisayar sistemli dizgi makinaları kullanılmaya başlanmıştır. Böylelikle de en başta okur yazarlık oranına ve gazete, dergi gibi yayım ürünlerinin çoğalmasına yol açılmıştır.

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç