İskandinavya

Genel olarak Kuzey Avrupa'da, İsveç'le Norveç'in bulunduğu yarımadaya denir. İskandinav ülkeleri dendiği zaman İçine Danimarka ile Islanda da girer.İskandinav kavimleri kan, dil ve tarih bakımından birbirleriyle yakından ilgilidir. Ataları Normanlar'la Vikingler'dİr. Germenler gibi İskandinav kavimleri de Toton ırkındandır. Arazi, yüksekliği 2.500 metreyi geçmeyen dağlarla kaplıdır. Yarımadanın kıyıları ise denize dik inen fiyort adlı yamaçlarla doludur.

Tarihi

Yarımadaya ilk gelen kavimler Normanlar ve Vikingler’dir. İskandinav halkı ortaçağın başında üç krallık halinde teşkilatlandılar. Bunlar İsveç Krallığı, Danimarka Krallığı ve Norveç Krallığı idi. Bu krallıklar topraklarının verimsizliği ve yetersizliği sebepiyle deniz aşırı seferler düzenlemişler ve çeşitli koloniler kurmuşlardır. Yarımadaya 830 yılından itibaren Hıristiyanlık girmiş ve 11. yüzyılda hükümdarın isteğiyle tutunup yerleşmiştir.

İskandinav ülkeleri arasında uzun süreli savaşlar olmuş, 1397’de kurulan Kalmar birleşmesi ile üç devlet (İsveç, Norveç) Danimarka’nın önderliği altında birleşti. Fakat daha sonraki yıllarda devletler arasında olan anlaşmazlıklar bu birliğin dağılmasına sebep oldu. İskandinav ülkeleri, Dünya Savaşlarında tarafsızlık politikalarını korumuşlardır. Bugün İsveç halen tarafsızlığını korumaktadır. Norveç ve Danimarka ise Nato’ya girmiştir.

Coğrafyası

İskandinavya Yarımadasının kıyıları girintili çıkıntılı olup, fiyortlarla doludur. Yarımadada, 2500 m’yi geçmeyen dağlar bulunur. Yarımadanın büyük kesimi düzlüklerle kaplıdır. Ayrıca bölgenin büyük kesiminde pekçok göl vardır. En önemli göllerinin arasında Vanera, Valtern, Malaren, Hjalmaren, Silijan ve Starsgölü sayılabilir. Adayı gibi ören bir çok ırmak bulunur. İskandinavya’nın en önemli akarsularından Torne Lule, Pite Skellefte, Ume Angerman, Dal ve Klor ırmakları Baltık Denizine, Glomma Irmağı ise Kuzey Denizine dökülür.

Kıtaya kuzeydoğuda merkezden uzak bir kıstakla bağlanan, büyük kısmı Batı Avrupa’dan Hollanda boğazlarıyla ayrılan İskandinavya’nın kendine has özellikleri vardır. Ortasındaki çöküntü, Botten körfeziyle örtülü geniş bir çanak olan «iskandinav kalkanı» üzerinde uzanır. Yüzey şekilleri, ya bazı sırttaki alp yükselmesi ve buzul aşındırması sonucunda iyice gençleşmiş peneplenin kalıntıları olan kayalık oluşumlar veya dördüncü zaman buzullarının vadilere yığdığı buzul-taş birikintileriyle nitelenir. Buzul döneminden sonra çarpılan ve yeniden pek iyi bir şekilde düzenlenemeyen hidrografya şebekesi, çağlayanla kesilmiş bir akarsu ve göller karmaşasıdır.

iskandinavya

Fin-İskandinav kratogeni yaşlı kütle (Ur-berg), Prekambriyum çağında birbirini izleyen üç evrede (sviyonik, gotik ve kareliyen) meydana geldi; bu evrelerin her birinin özelliği dev dağ kütlelerinin ortaya çıkması ve dengelenmesidir. Algonkiyen’de, peneplenleşme tamdır ve kambrosilüryen çağdaki deniz ilerlemesi batı jeosenklinalinin doldurulmasına ve güneyin alçak kesimlerinde kalker, kumtaşı ve şist birikmelerine yol açmıştır. Kaledonyen kıvrılma, arkeyen kratogeni doğuda yükseltmiş ve batıda biriken tortulları kıvırmıştır. Böylece meydana gelen sıradağlar ikinci zamanda düzeylenmiş, Scania ve Danimarka’da ise ikinci ve üçüncü zaman tortulları yerleşmiştir.

Üçüncü zaman başındaki (Neyojen) dağoluş hareketleri, arkeyen kratogenin çarpılmasına ve parçalanmasına yol açmış, aynı zamanda, yeniden yükselen kaledonyen sıradağlar parçalanarak batı kısmı çökmüştür. Deniz kenarında fay basamaklarıyla yükselen bu gençleşmiş kütlenin arkasında, kalınlıkları 3000 metreyi bulan dördüncü zaman buzulları yığılmış, bu buzullaşma yüzey şekillerini büyük ölçüde değiştirerek dağlık bölgelerde alp tipi buzul aşındırması biçimleri (çanaklar, buzul yatakları v.b.) çizmiş, bu biçimlerin aşınma kalıntılarını ovalarda çeşitli oluşumlar halinde (dip buzultaşları; buzultaşlı vallumlar, ırmak buzul yığışımları veya ose’ler) yığmıştı.

Buzulun geri çekilmesi üç evrede (dani-buzulsal; goti-buzulsal; fini-buzulsal olarak) gerçekleşti. Bu üç evre, birbirinden duraklama dönemleriyle ayrılır; bu dönemlerde cephe buzultaşları yerleşmiştir (gothi buzulsal dönem sonunda Salpauesselka dönemi, M.Ö. 7780’e doğru). Buzulların çekildiği ovalarda denizin yükselmesini (Yoldia’da deniz) kratogenin güney kısmında izostatik bir yükselmenin izlemesiyle, Baltık çöküntüsünde (Ancylits’de göl) Büyük İsveç gölleri aracılığıyla Kattegat’a dökülen bir tatlı su gölü ortaya çıktı.

Daha sonra orta kısmı yükselen kratogen, güneye doğru alçalarak yeni bir deniz yükselmesine yol açtı (littorines denizleri, M.Ö. 1700-1500’e doğru.). Botten körfezi bölgesinde kratogenin yükselmeğe devam etmesiyle, körfezin düzeyi devamlı olarak alçaldı ve kıyılar boyunca uzanan kayalık bir takım ada (skargard) meydana geldi. İskandinavya, Labrador ve Grönland ile aynı enlemde olduğu halde, Atlas okyanusunun rüzgarları ve akıntıları iklimini yumuşatır. İklim sayesinde ormanlar bol-dur (barrskog) ve güneydeki tortul ovalarda en verimli hale ulaşan tarım, killi çanaklarda kutup dairesine kadar uygulanabilir.

İklimi

İskandinavya’nın güney kısımlarında kışları uzun ve sert, yazları ise serin geçen bir iklim görülür. Kuzey kesiminde ise soğuk bir kutup iklimi hakimdir. Batı kesimlerdeki bol yağışlar, doğuya ve güneyedoğru gidildikçe azalır. Tarım imkanları; verimli toprakların azlığı ve elverişsiz iklim şartları yüzünden sınırlıdır. Buna karşılık İskandinav ülkelerinde hayvancılık, ormancılık ve balıkçılık çok gelişmiştir. Dört İskandinav ülkesinin iktisadi zenginliği, batı milletleri arasında ön planda yer alır.

İskandinav (Viking) mitolojisi

İskandinav mitolojisi en genel anlamıyla İskandinav topluluklarının Hristiyanlık öncesi dinleri, inanışları ve efsaneleridir. Danimarka, İsveç, Norveç ve İzlanda gibi İskandinav ülkelerinde yaşayan halkların atalarının kuşaktan kuşağa aktardığı zengin bir mitos öykü ve masal dağarcığı vardır. İskandinavya’da tapılan tanrılara ilişkin efsanelerin yanı sıra ‘Sağa’ denen ve kahramanların haydutların, hayaletlerin, canavarların deniz krallarının köylülerin cücelerin aşk ve serüvenlerinin anlatıldığı öyküleri de vardır.

İskandinav mitolojisi günümüz dünyasında mitoslarda geçen tanrılar ve simgeler yönüyle oldukça bilinir bir durumdadır .Örneğin ’Yüzüklerin Efendisi’ kitap ve film serisi temeline bu mitosları oturtarak şekillendirilmiştir. Yazar Tolkien’in Orta Dünya (Middle Earth) adı İskandinav mitolojisindeki dokuz dünyadan insanlara ait olan Midgard’dan esinlenilerek yaratılmış. Cüceleri yaratan Äule demirciler tanrısı balta kullanan Thor’la önemli benzerlikler taşıyor. Tolkien’in kullandığı çoğu cüce adı ve bunların yanında Gandalf da İskandinav mitolojisi kökenli. Ayrıca Gandalf’ın tanrı Odin ile kimi benzerlikler taşıdığı görülüyor.

Odin de Gandalf gibi uzun sakallı asa taşıyan yaşlı bir adam olarak anlatılır. Runik alfabeyi insanlara hediye eden kişi Orta Dünya’da Gandalf İskandinav mitolojisinde ise Odin’dir. Her ikisi de sıradan insanların anlayamadığı görevler uğruna tek başlarına seyahat ederler. Gandalf’ın atı Shadowfax Orta Dünya’nın en hızlı atıdır Odin’in sekiz bacaklı atı Sleipnir gibi. Ancak Odin İskandinav mitolojisinin en üstün tanrısıyken Gandalf kendisinden üstün güçlerin emirlerine uyar. Ayrıca Odin Gandalf’a göre daha zalimdir ve kişisel hırslara sahiptir.

Dünyadaki her mitolojik anlatının kendine özgü tarihsel ve sosyal bir şekillenişi vardır. İskandinav mitolojisinin de böyledir. Örneğin Hıristiyanlığın İskandinavya’ya, özellikle uzak İzlanda Adası’ na girmesinin gecikmesi ve ancak MS. 1100’den sonra kurumlaşması efsanelerin kendini korumasına yol açan faktörlerden biridir. Yine bu şekillenişe katkı yapan bir diğer odak çeşitli kültürel toplulukların  aynı coğrafyayı paylaşmasıdır. MÖ 1000’li yıllardan sonra Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunda Hint-Avrupa dilleri yaygınlık kazanmaya başlamıştı. M.Ö. ilk bin yılın ortalarından itibaren Germen kabileleri kuzey İskandinavya’da ve kuzey Almanya’da yaşadılar.

Aynı coğrafyayı paylaşmak beraberinde sosyal ve kültürel bir etkileşimi\kaynaşmayı getirdi. M.Ö.1000 yıl sonrasında birçok Avrupa ülkesinde Indo-Avrupa dili konuşuluyordu. Temel olarak bu nedenle İskadinav ve Alman mitolojileri temelde ortak bir kültürel yapıya sahiptir. ( Romalı Julius Caesar (Sezar) ve Tacitus’un gözlemleri dışında Germen mitolojisi Hıristiyan kaynaklarına dayanmaktadır. Eski İskandinav mitlerini tercüme eden ve bu konuda temel kaynaklardan en önemlisi kabül edilen İzlandalı tarihçi Snorri Studuson’dur. En önemli mitolojik hikayeler uzak geçmişte bir zamanda Vanir ve Aesir arasında çok vahşi bir savaşın çıktığından bahseder. Bazı araştırmacılar bu savaşı Alman ırkının diğer ırklarla karşılaşmasının bir yansıması olarak görürler. Georges Dumezil ve Jan De Vries tanrılar arasındaki savaş ve bölünmenin Indo-Avrupa mitolojisinin bir parçası olduğunu ortaya çıkardılar. İskandinav mitolojisini daha iyi kavramak için tarihin biraz daha gerilerine gitmek gerekli..

Arkeolojik ve etimolojik araştırmalar M.Ö. 7000’lerden itibaren Balkanların önemli bir kısmına hakim olan Trakların, Trakya’nın antik çağlardaki halkı olan Traklar Hind-Avrupa kökenli bir halktı. Yazılı dil verilerinin çok az olması nedeniyle dilleri hakkında çok fazla bilgi edinmenin mümkün olmadığı Traklar’dan kalan özel isimler yer adları tanrı adları ve çok kısa bir metin onların dillerinin Satem gurubuna girdiğini ve İllirce ile birlikte Slave ve Balto-Slav dilleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Ölülerini yakmaları sebebiyle fazla bir biyolojik malzeme bulunmamasına rağmen eldeki çok az iskelet örneğiyle birlikte eski Yunanlılar’ın kayıtları ve sanat eserleri üzerindeki tasvirler bize renkli gözlü ve beyaz tenli Avrupalıları göstermektedir. Genel olarak Dinarik ve Dinaro-Nordik bir ırkın varlığı sözkonusudur.

Rusya bozkırlarından Ege’ye İlliryalıların ülkesinden Karadeniz sahillerine dek uzandığını gösteriyor. Trakların bölgedeki etkilerini artırmasıysa M.Ö. 1200 ile 200’ler arasındaki bin yıllık süreci kapsıyor. Bir başka deyişle Troia Savaşı ile başlayan uzun bir döneme. M.Ö. 1200’ler kent-devletlerin çeşitli ittifaklar kurarak birbirleriyle savaştığı bir dönemdir. Bu savaşların en ünlüsü ise Akhalar ile Troialılar arasında geçen ve günümüzde filmlere konu olan Troia Savaşı’dır. M.Ö. 1184’te Troia’nın düşüşüyle birlikte binlerce Troialı ülkelerinden ayrıldı. Anadolu’dan dünyanın dört bir yanına uzanan bu büyük göç aralarında Roma’nın kuruluşunu anlatan Aeneas olmak üzere pek çok efsaneye esin kaynağı oldu.

Efsaneler vatanlannı terk etmek zorunda kalan Troialılara dair pek çok hikaye anlatıyor. Fransızlara göre onlar Tours kentini kuran kahramanlardı. Kuzey İtalyanlara göreyse gerçek Troialılar yıkılan kentlerinin adını Torino’ya verenlerdi. İngilizler içinse Troia’dan kaçanlar Comwall Düklüğü’nü kuran ve Plymouth’ta Yecüc ve Mecüc isimli devi yenen efsanevi kahraman Corineus’u izlemişlerdi. Kökenini Troia’da arayan bir başka halk ise çok daha uzaklardan geliyor: İsveç’ten! İsveçlilerin bir çeşit “Ergenekon Destanı” da diyebileceğimiz mitolojik öyküye göre İskandinav kavimlerinin atası Troia’nın yıkılışından sonra Trakya’dan kuzeye doğru yüzyıllar süren bir yürüyüşe başlayan Tiras ve oğullarından başkası değildi.

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç