İnkalar

Eskiden Peru dağlarında yaşayan kızılderililere verilen addır. «İnka» sözü bu yerlilerin dilinde prens anlamına gelir. Kurdukları medeniyet de tarihe İnka Medeniyeti olarak geçmiş, halkı da Inka diye tanınmıştır. İspanyollar 16. yüzyılda Inka ülkesini aldılar. Her tarafı yakıp yıktılar. Bugün Peru, Bolivya ve Ekvator'da İnkaların torunları göçebe olarak yaşamaktadır. Bunların eski çağları hakkında fazla bir şey bilinmemekte, fakat ileri bir uygarlık seviyesine ulaştıkları anlaşılmaktadır. Yaptıkları binalar, yollar, köprüler bugün bile hayranlıkla seyredilir.

Çok,eskiden bu ülkenin zenginliği dillere destan olmuştu. Altın heveslileri, Inka topraklarına çoktandır göz dikmişlerdi. İspanyol kaşifi Pizarro ve arkadaşlarının İnka ülkesini istila etmesinden sonra, İnkalar yüzyıllarca işkence ve sıkıntı içinde yaşadılar. Sayıları gittikçe azaldı. Bugün ancak 3 milyon kadar İnka kalmış olup, bunlar da eski hüviyetlerini kaybetmiş ve dağınık olarak yaşamaktadırlar.

Bugünkü Peru, Ekvator, Brezilya, Bolivya ve Şili devletleri topraklarında yaşayıp, Amerika kıtası medeniyetini kurdular. İnka soyundan gelenlerin kurdukları devlet 16. yüzyılda İspanyol sömürgecileri tarafından yıkıldı. On üçüncü yüzyılda Cuzco Vadisine yerleşen küçük bir kabilenin İnka adlı şefi tarafından kurulan birlik, zamanla kuvvetlendi. Marko Kapak devrinde askeri harekatlarda bulunup, komşu kabilelere hakim oldular.

İnkaların güçlenip genişlemesi, İspanyol sömürge kuvvetlerinin 1532’de kıtaya gelmesine kadar devam etti. İspanyollar, Francisco Pizarro başkanlığında Tumbezi’den İnkaların başkenti Cuzco’ya hareket ettiler. İç savaş sonrası hanedanlık tacını giyen Atahualpa’yı hile ile esir edip hapsettiler. İspanyollar, Atahualpa’yı iç savaş esnasında katliam yapmakla suçlayıp idam ettiler. İnkalar ülkesini işgale başlayan İspanyollar, İnka Valisi Kurakaların direnişiyle karşılaştılar. İnkalarla İspanyollar arasında çetin savaşlar oldu.

İspanyol Komutanı Francisco Pizarro 1533 yılı sonunda başkent Cozco’ya girip, şehri yağmaladı. İspanyollar başkent dahil her yerde ganimet toplamak için, İnkaların medeniyet eserlerini yağmalayıp, katliam yaptılar. 1571 tarihinde son hanedan mensubunun öldürülmesiyle İspanyolların hakimiyetine giren İnkalar, istiklallerini bütünüyle kaybettiler. Zengin bir kültür ve medeniyete sahip olan İnkalar, ilkel dinlere inanırlardı.

Sözlü edebiyatları olup, yazıları yoktu. Evleri kerpiçten, saray ve kaleleri taştandı. Mısır ve patates yetiştirip, sekiler üzerinde tarım yaparlardı. Kobay etini yerler, lama ve alpakaların yününden faydalanırlar, bunları yük taşımada da kullanırlardı. Altın, gümüş, bakır ve çinko madenlerini işlerlerdi. Ülkede mükemmel bir yol şebekesi vardı. Hükümdarlarını kutsallaştırıp, güneş, ay tanrı ve tanrıçalar ile tabiat kuvvetlerine inanırlardı. tanrı ve tanrıçalarına kobay, lama ve insan kurban ederlerdi.

inkalar

İnkalar’dan önce Güney Amerika’da başka uygarlıklar vardı. Bunlar Bolivya’nın yüksek dağlık bölgelerinde, Titicaca Gölü yakınında yaşayan Tiahuanacolar, And Dağları’nın Ekvador’dan Bolivya’ya kadar uzanan yüksek yaylarında yaşayan Keçuvalar, Peru’nun kuzeyindeki dağlarda yaşayan Çavinler, Peru’nun güney kıyısındaki Nazkalar ve kuzeyde kıyıda yaşayan çimulardır. Bu eski uygarlıkların doğuşu yaklaşık İÖ 200 tarihlerine kadar uzanır. Bu insanların nereden geldikleri bilinmemektedir ama ağır kayaları biçimlendirmedeki başarıları ve yapı tekniklerindeki ustalıkları düşünülürse, ne kadar yetenekli oldukları anlaşılır.

Tiahuanaco’da birbirine kenetlenecek biçimde dikkatle oyulmuş dev bloklardan yapılma büyük taş yapılar vardır. Çimu ve Nazka halkının ise yapı ve piramitlerinde kayadan çok kerpiçi yeğledikleri görünmektedir. Varlığı Roma İmparatorluğu ile aynı döneme rastlayan bu eski uygarlıklar Roma İmparatorluğu gibi İS 200-400 yılları arasında çökmeye başladı ve İS 800’de çoğunun yerinde yalnızca yıkıntılar kaldı. Bundan ortalama 300 yıl sonra İnka Peru’nun ortalarındaki Cuzco vadisinden indi ve kendilerinden önce başka halkların yaşamış olduğu bu bölgeye yerleşti.

İnkalar dağlardan kıyılara doğru yayıldılar. 15. yüzyılda çevrelerindeki güçlü kabilelere boyun eğdirdiler. Ele geçirdikleri topraklardaki insanların bir bölümünü başka bölgelere sürerek başkaldırmalarının önüne geçerken, bir bölümünü de tarım ve bayındırlık işlerinde zorla çalıştırdılar. Cuzco vadisinde yer alan ve İnka İmparatorluğu’nun başkenti olan Cuzco ‘’Güneşin Kutsal Kenti’’olarak bilinirdi. İmparatora Tanrı gözüyle bakılır ve Güneş’in soyundan geldiğine inanılırdı. İmparatorun, yaşam ve ölüm konusunda tartışılmaz bir otoritesi vardı.

İnka’larda 10 ailelik gruplar kendilerine bir önder seçer, önderler bir şefin sorumluluğunda olurdu. Her şefin buyruğunda 5 önder vardı ve bu düzen hepsinin önderi ve yöneticisi olan İmparatora kadar uzanırdı. Halk belirli bir yaşama ve çalışma düzenine uymak zorundaydı. Her şey devletindi. Çocuklar ve yaşlılar dışında herkesten çalışması beklenirdi. Tembellik ve insan onuruna aykırı davranışlar ağır biçimde cezalandırılırdı. Halk yoksul değildi;ama malı mülkü de yoktu, özgürlükleriyse sınırlıydı. Ürettiklerinin belirli bir kısmını İmparatora ve rahiplere vermek zorundaydı.

İnkalar, çatıları tahta kirişler üzerine saman örtülü, altın süslemeli büyük taş kaleler ve tapınaklar yaptılar. Cuzcu Kalesi’nin duvarları tonlarca ağırlıkta taşlardan yapılmıştı ve yüksekliği 6 metreyi buluyordu. İspanyollar Cuzco’daki büyük güneş tapınağını bastıklarında olağan üstü güzellikte altın ve değerli taşlarla süslü eşyaların yanı sıra üzerinde Güneş tanrısının resminin bulunduğu kocaman bir altın tabak buldular. Ay tapınağında ise her şey som gümüştendi. Başkentte yapılan büyük şenliklerde yağmur tanrısına lamalar ve insanlar kurban edilirdi.

İnkaların evleri kendilerinden önceki uygarlıklar oranla daha küçüktü. Köylülerin evleri kerpiçten ve saman damlıydı. Eski Mısırlılar gibi İnkalarda ölülerini mumyalar yada başka yöntemlerle korurlardı. İnka İmparatorluğu’nun kıyı halkı bakırı döverek kaplar yapar yada eritilmiş metali, kalıplara dökerek biçimlendirirdi. Kıyının kuzey kesiminde yaşayan halk, değişik anlatımlı insan başı biçiminde çanak çömlek yapıyordu. İnkalar basit tezgahlarda çok güzel duvar halıları ve yaygılarda dokurlardı. Pamuklu dokumaları o kadar inceydi ki, İspanyollar bunları ipek sanmıştı. Kemik ve bambudan flüt, toprak ve deniz kabuklarından borazan ve tunçtan çanlar yaptılar.

İnkalar düzgün ve geniş yollarını taşlarla döşediler. Kayaları oyarak kısa tüneller, tahtadan köprüler yaptılar. Gelişkin bir haberleşme sistemleri vardı. Belli aralıklarda kurulu posta istasyonlarına ulaklar haber taşırdı. Yollarda ayrıca dinlenme evleri de yapılmıştı. Tekerlek bilinmediğinden yükleri lama sürüleri taşırdı. Taş yontuculuğundaki üstün becerilerine karşın İnkalar’ın Mayalar gibi gelişkin araç gereçleri yoktu. Ne bir yazı sistemleri ne de paraları vardı. İplere düğüm atarak hesap yaparlardı. Dünyada ilk patates üreticileri İnka çiftçileridir. Öbür ürünleri mısır, tatlı patates ve manyoktu. Domuz, ördek, köpek ve lama yetiştirirler, lama tüyünden dokumalar yaparlardı.

16. yüzyılda iki kardeş arasında çıkan taht kavgası imparatorluğu zayıflattı. Tahtın varisi Huascar’ı üvey kardeşi Atahualpa hapse attırdı. Francisci Pizarro yönetimindeki İspanyollar altın aramak için Peru’ya ayak bastıklarında tahtta Atahualpa vardı. İspanyol komutan Francisci Pizarro, Atahualpa’yı tuzağa düşürerek tutsak aldı. Atahualpa hapisteyken Huascar’ın öldürülmesi için emir verdi. Emir yerine getirildi;ne var ki, bunu gerekçe gösteren Pizarro, Atahualpa’yı idam ettirdi. Başsız kalan ülkeye İspanyollar egemen oldular ve İnka İmpratorluğu’nun topraklarının tümünü ele geçirdiler. Günümüzde yaşayan İnka nüfusu 3 milyondan daha azdır. Bugün And Dağları’nın Keçuva dili konuşan köylüleri İnkalar’ın soyundan gelir. Bunlar Peru’nun yüzde 45’ini oluştururlar.

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç