İmam nedir?

İslam dinine yeni ufuklar açacak derecede büyük fikirler ortaya atmış, dini hukuku toplamış bilgindir. En büyük mezhep olan Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu - Hanife'ye de «İmam-ı Azam» (en büyük imam) denir. Bugün camilerde namaz kıldırmaya yetkili din adamlarına da «imam» denir. Eskiden imamın müzik bilmesi, makamlardan anlaması şarttı, Osmanlı devrinde kendilerine müzik dersleri verilirdi. Ayrıca Şii mezhebinin başına da imam denir.

İmam, öne geçen, rehber, idare eden, cemaata namaz kıldıran, padişah, halife. “imam” kelimesi dini bir tabir olarak, üç manada kullanılmıştır. Birincisi, namazdaki imam, olup, camilerde, mescitlerde veya başka yerlerde cemaata namaz kıldırır. İkincisi, ilimde imam olanlardır. Bunlar büyük din alimleridir. Herbiri mezhep sahibi olup, insanlar kendilerine tabi olarak doğru yolu bulurlar. Bunlardan dört mezhep imamı; imam-ı A’zam Ebü Hanife, imam-ı Şafii, imam-ı Malik, imam-ı Ahmed bin Hanbel en önde gelenleridir. imam-ı Gazali, imam-ı Rabbani de dinde imam olmuş büyük alimlerden birkaçıdır.

Üçüncüsü, insanların idaresini üzerine alan, onlara Başkanlık edenlerdir. islam devlet idaresinde, devlet başkanı olan kimseler “imamü’l Müslimin=Müslümanların başkanı” sıfatı ile de anılmıştır. Bunlar Halifelerdir. Namazda imam olmak, dini bir emirdir. Cemaatle namaz kılmak, yalnız kılmaktan 25 veya 27 derece daha sevaptır. Allahü tealanın rahmeti ve rızası cemaat üzerinedir. imam, namazda cemaatin kefilidir. Bunun için cemaatin içinden dini bakımdan en iyi şartları taşıyan imam olur. imam olmak için 6 şart lazımdır.

Bu şartlardan biri bulunmadığı bilinen imamın arkasında kılınan namaz kabul olmaz. Bunlar müslüman olmak. Sapık bir inanışa sahib olana, mesela hazret-i Ebü Bekr-i Sıddik ve hazret-i Ömer Farük’un halife olduğuna inanmayan, miraca, kabir azabına inanmayan imam olamaz. Bülüğ (ergenlik) yaşında olmak lazımdır. Çocuk olan, bülüğ yaşına girmiş olanlara imam olamaz. Akıllı olmak. Sarhoş ve bunak imam olamaz. Erkek olmak. kadın erkeklere, imam olamaz. Kadının kadınlara imam olması da sakıncalıdır. Hiç olmazsa Fatiha ile bir ayet-i kerimeyi doğru okuyabilmek. Bir ayeti ezberlememiş olan ve ezberlese de tecvid ile okuyamayan, nağme yapan, yani şarkı söyler gibi okuyan kimse imam olamaz. Cemaat içinde Kur’an-ı kerimi en güzel okuyan imam olur.

Özürsüz olmaktır. Özür, bir yerinden durmadan kan akmak, yel ve idrar kaçırmak, bazı harfleri yanlış söylemek gibi hallerdir. Özürlü olan, özrü olmayanlara imam olamaz. Namaz için imamın masum, yani günahsız olması şart değ il ise de bid’at sahiplerini ve açıkça günah işleyenleri imam yapmak uygun değildir. imamın takva ve zühd sahibi olması, günahlardan çok sakınması lazımdır. Fasık’ın arkasında namaz kılmak mekruhtur, yani sevabı yoktur. dinin emir ve yasaklarını bilmeyenlerin, büyük Günah işleyenlerin, mesela içki içenin, zina edenin, faiz yiyenin imam olması da mekruhtur.

Yani uygun değ il, günahtır. Hadis-i şerifte: “Mütteki (Günahlardan sakınan) bir alim ile namaz kılan, Peygamber ile namaz kılmış gibidir.” buyruldu. “Salih ve facirin (iyi ve kötünün) arkasında namaz kılınız.” hadis-i şerifi ise, cami imamları için değil, cuma kıldıran emirler, valiler içindir. Bunlara uymak ve itaat etmek içindir. Bir evde, ziyafette seçim aranmadan ev sahibi, ziyafet sahibi, imam olur. Yahut imamı bu seçer. istenmeyen kimsenin imam olması mekruhtur.

imam; Kur’an-ı kerim okurken teganni etmemeli, tekbiri doğru söylemeli, rükü ve secdeleri tamam yapmalı, haram ve şüpheli şeylerden uzak durmalı, bedenini ve elbisesini temiz tutmalı, kısa okumalı, kendi ibadetini beğenmemeli, kendine ve cemaatine af ve mağfiret dilemeden namaza başlamamalı ve namazın sonunda cemaat için de dua etmeli ve camiye gelen gariplere yardımcı olmalıdır.

İslamiyette, Kur’an-ı kerim’i ve ezanı teganni ile yani müzik notalarına (perdelerine) uydurarak okumak, manasının bozulmasına ve başka zararlara sebeb olduğundan yasaklanmıştır. Kur’an-ı kerim güzel ses ile ve tecvid ilminin kaidelerine uygun olarak okunur. Teganni ile kelimeleri değiştirip nağmeye uydurarak okumak kesinlikle yasaktır. Bu bakımdan asırlar boyunca, hakiki din alimlerinin ve camilerde cemaatla namaz kıldıran imamların hiçbiri, bu işlere ehil olmak için müzik ve nota bilgisi öğrenmemişlerdir.

Kur’an-ı kerim’i doğru ve güzel okumak için müsiki öğrenmeye l üzüm da yoktur. Tecvid ilmini öğrenmeye lüzüm vardır. Tecvide uygun, edep ve huşü içinde Kur’an-ı kerim okumak emredilmiştir. islam dininin aslında olmadığı halde; dine, Allah’a, peygamberimize ve din büyüklerine karşı duyulan sevgi ve hasreti dile getiren, onların üstünlüklerini anlatan bazı kıymetli şiir ve kasideleri, müsiki bestesi ile okuyanlara bilhassa son devirlerde rastlanmakta ve bunlara mevlid Han (mevlid okuyan), gazelhan (gazel okuyan), ilahici, okuyucu gibi isimler verilmektedir.

Bunların bazan bir cemaate imam olup namaz kıldırmaları, imamların müsiki bilgisi edinmeleri ve ibadetlerde nağme yapmaları gerektiği şeklinde anlaşılmıştır. Halbuki islamiyetin bildirdiği imamlık şartlarında, müsiki bilmek yoktur. Ayrıca ibadet ederken sesi, müsiki perdelerine uydurmak şiddetle yasaklanmıştır. Fakat tecvid bilgisi her Müslüman için lazım olup, bilhassa imamlık yapacak kimseler için şarttır.

Eshab-ı kiramdan Ebü Hüreyre’nin haber verdiği bir hadis-i şerifte; “Bir zaman gelir ki, Müslümanlar birbirinden ayrılır, parçalanırlar. islamiyeti bırakıp kendi düşüncelerine, görüşlerine uyarlar. Kur’an-ı kerimi mizmarlardan, yani çalgılardan şarkı gibi okurlar. allah için değil, keyif için okurlar. Böyle okuyanlara ve dinleyenlere sevap verilmez. Allahü teala bunlara lanet eder, azapverir.” buyruldu.

Peygamberimiz yaşadığı devirde, Müslümanlara imamlık vazifesini bizzat kendisi yapardı. Dört Halife devrinde de bizzat halifeler bulundukları mahallerde cemaate imamlık yapmışlardır. Medine’nin dışındaki şehir ve köylerde, camilerde namaz kıldırmak için önceleri cemaat kendisi arasından en layık olanını seçerdi. Hazret-i Ömer devrinde, mescitlere imam tayin edilmeye başlandı ve bunlara nafakalarını karşılamak üzere maaş bağlandı. camide vazifeli imamlara, namaz kıldırmaktan başka daha birçok sosyal vazifeler de verildi.

Bilhassa Osmanlılar zamanında, askeriyede tabur seviyesine kadar olan birliklerde vazifeli imamlar, askerin manevi gücünü artıran nasihatler verir, onları moral yönünden harbe hazır tutardı. mahalle mescitlerindeki imam ayrıca mahallenin sükün ve emniyetinden de sorumluydu. Hakkında soruşturma yapılan kişiler, imamdan sorulurdu. mahalleye giren çıkanları kontrol ederdi. Evlenen kişilerin nikahını yapar ve bir sicil defterine kaydederdi. İslam dininde imam, Hıristiyanlıktaki papazlar gibi, Allah ile kul arasında bir vasıta, aracı değildir. Kişinin günahını bağışlatma, affettirme gibi bir vazifesi yoktur. Çünkü islamiyette her fert, doğrudan doğruya Allah’a yalvarır, O’na ibadet eder, affedilmesini ve bağışlanmasını

O’ndan ister. Ancak peygamberlerin ve Allah’ın sevgili kulları olan velilerin şefaatini isteyebilir. imam, din bilgisini ve Kur’an-ı kerim okumayı öğrenmekte Müslümanlara yardımcı olur. Dinde imamın ayrı bir üstünlüğü yoktur. Nitekim Kur’an-ı kerim’de mealen; “Sizin Allah katında en kıymetliniz, üstününüz, Allah’tan en çok korkanınızdır.” (Hucurat süresi: 13) buyruldu. Şiilerde ise, imamın masum olduğu, günahsız sayıldığı esas kabul edilmiştir. Bu durum islam dininde kesin olarak reddedilmiştir. Çünkü sadece peygamberler masumdur, günahsızdır.

On iki imam

Herbiri büyük alim ve veli olan oniki kişi. Hazret-i Ali’den başlayıp aynı soydan (hazret-i Fatıma’dan) gelerek Muhammed Mehdi’ye kadar devam eden oniki din büyüğüne verilen isim. Bunlara Arapça, “Eimme-i İsna Aşere” de denir. İmam, lügatte önder, lider demektir. İlimde önde olana imam dendiği gibi, namaz kıldıranlara da cemaatın önünde bulunmasından dolayı imam denilmiştir. Devlet başkanları halkın önderi olduğu için devlet başkanlarına ve söylediği söz kanun kabul edilen kimseye de imam denilmiştir.

Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) üç türlü vazifesi vardı: Birincisi, ahkam-ı fıkhiyeyi (fıkıh hükümlerini) bütün insanlara tebliğ etmek, bildirmek idi. Ahkam-ı fıkhiye, yapılması emir veya yasak edilen işlerdir. İkinci vazifesi, Kur’an-ı azimüşşanın ahkam-ı maneviyesini, yani Allahü tealanın zatına ve sıfatlarına ait marifetleri (yüksek bilgileri), yalnız ümmetinin yüksek olanlarının kalplerine akıtmaktır. Üçüncü vazifesi, ahkam-ı fıkhıyeyi, vaz ile, nasihatle yapmıyan Müslümanlara, kuvvet kullanarak, zor ile yaptırmaktır.

Resulullah efendimizden sonra dört halifeden herbiri bu üç vazifeyi tam olarak başardı. Hazret-i Hasan’ın imameti zamanında, fitneler, bid’atler çoğaldı. İslamiyet üç kıtaya yayıldı. Resulullah efendimizin nuru yeryüzünden uzaklaştı. Sahabe-i kiram radıyallahü anhüm ecmain azaldı. Bu üç vazifeyi, bir kişi yapamaz oldu. Bu üç vazife, başka başka üç sınıfa ayrıldı. Usul ve füru ahkamını tebliğ vazifesi, yani imanı ve ahkam-ı fıkhiyeyi bildirmek vazifesi, din imamlarına, yani müctehidlere verildi. Bu müctehidlerden imanı bildirenlere “mütekellimin”, fıkhı bildirenlere “fukaha” denildi.

İkinci vazife, yani dileyen Müslümanları Kur’an-ı kerim’in manevi hükümlerine kavuşturmak, Ehl-i Beytin oniki imamına ve tasavvuf büyüklerine verildi. Cüneyd-i Bağdadi ve Sırri-yi Sekati bunlardandır. Ehl-i Sünnet alimleri, Resulullah efendimizin bu ikinci vazifesini oniki imamdan öğrenerek, tasavvuf ilmini meydana getirdiler. Bazıları, evliyaya, kerametlere ve tasavvufa inanmıyorlar. Onların bu inanmamaları, oniki imamla ilgileri olmadığını göstermektedir. Oniki imam, Ehl-i Sünnetin imamlarıdır.

Ehl-i Beyti seven ve oniki imamın yolunda olanlar Ehl-i Sünnettir. İslam alimi olabilmek için, Resulullah’ın bu iki vazifesinde, kendisinin varisi olmak lazımdır. Yani, bu ilimlerin ikisinde de mütehassıs, uzman olmak şarttır. Üçüncü vazife, yani ahkam-ı diniyyeyi kuvvetle satvet ve saltanatla yaptırmak işi, meliklere ve sultanlara, yani hükumetlere verildi. Birinci sınıfın kısımlarına “mezheb” ikincisinin kısımlarına “tarikat” üçüncüsüne de “kanun” denildi. Îmanı bildiren mezheplere “Îtikadda mezheb” denir. Îtikad mezheplerinin yetmiş üçe ayrılacağını, bunlardan yalnız birinin doğru, ötekilerinin bozuk olacağını, Peygamber efendimiz haber vermişti.

Öyle de oldu. Doğru yolda olduğu müjdelenen fırkaya “Fırka-ı naciye” veya “Ehl-i Sünnet vel-cema’at” mezhebi denir. Yanlış oldukları bildirilen yetmiş iki fırkaya “Bid’at fırkaları” yani, “sapık yollar” denir. Bunların hiçbiri kafir değildir. Tasavvufta ikinci yol olan vilayet yolu(Bkz. Tasavvuf), oniki imam vasıtası ile insanlara ulaşmıştır. Bütün evtad, büdela, nüceba ve evliya hep bu yoldan kavuşmuşlardır. Peygamberimizden gelen feyizler, marifetler ve sesli zikir bu oniki imam vasıtasıyla gelmiştir. Ehli Sünnet olanlar, oniki imamı sevme konusunda çok hassas davranmışlar ve gereken hürmeti göstermişlerdir. Çocuklarına oniki imamın isimlerini koymayı da, kendileri ve çocukları için bir şeref kabul etmişlerdir. Doğru yoldan ayrılanlar, oniki imamı sevme adı altında oniki imama iftira edip, haklarında kötü sözler sarfetmektedirler.

Doğru yoldaki İslam alimleri hiçbir devirde, hiçbir zaman oniki imam hakkında iftirada bulunmamışlar, bilakis oniki imam sevgisini son nefeste iman ile gitmek için şart görmüşlerdir. Oniki imamda Resulullah efendimizin zerreleri vardır. Bunlara kıymet vermek, saygı göstermek her Müslümanın vazifesidir. Oniki imam sevgisi, edebiyat alanında da etkisini göstermiştir. Oniki imam sevgisini terennüm eden binlerce şiir ve methiye yazılmıştır. Bu arada oniki imam sevgisini istismar ederek Müslümanları birbirine düşürmek isteyen bazı bölücü kimseler, oniki imam hakkında gerçek dışı yazılarla Müslümanlar arasına fitne sokmak istediler.

Bazı cahil kimseler de böyle şiir ve uydurma hikayeleri okuyarak, dinliyerek ağlamayı ve din büyüklerini kötülemeyi ibadet sandılar. Hakiki din alimleri yazılarıyla, vaz ve öğütleriyle bu konuda da insanlara doğru yolu gösterdiler. Oniki imam diye anılan mübarek insanlar, sırasıyla şu zatlardır:

1. Ali bin Ebi Talib: Resulullah’ın amcası Ebu Talib’in oğlu ve Peygamber efendimizin damadıdır. İslam halifelerinin ve Cennetle müjdelenen on kişinin dördüncüsüdür. Hicretten 23 sene evvel Mekke’de doğdu. 661 (H.40) senesinde İbn-i Mülcem tarafından şehit edildi.

2. Hasan bin Ali: Resulullah efendimizin kızı hazret-i Fatıma’nın oğludur. Hicretin üçüncü yılı Medine’de doğdu. Hicri 49’da Medine’de vefat etti. Yüzü Resulullah efendimizin yüzüne çok benzerdi. Babası hazret-i Ali’nin vefatı üzerine halife oldu ise de, yedi ay sonra hilafeti hazret-i Muaviye’ye bıraktı. Soyundan gelenlere “şerif” denir.

3. Hüseyin bin Ali: Resulullah efendimizin torunu ve hazret-i Ali’nin, hazret-i Fatıma’dan olan ikinci oğludur. Bunun soyundan gelenlere “seyyid” denir (Bkz. Seyyid). Hicretin altıncı senesi doğdu. 681 (H.61) senesinde Kerbela’da şehit oldu.

4. Zeynelabidin bin Hüseyin: Hazret-i Hüseyin’in oğlu, Muhammed Bakır’ın babasıdır. 666 (H.46) senesinde doğdu, 713 (H. 94) de Medine valisi Osman bin Hayyan tarafından zehirletilerek şehit edildi.

5. Muhammed Bakır: Zeynelabidin’in oğlu, Cafer-i Sadık’ın babasıdır. 676 (H.57) senesinde Medine’de doğdu, 732 (H. 113) senesinde vefat etti. Medine’de Cennet-ül-Baki’de, babasının yanındadır.

6. Cafer-i Sadık: Muhammed Bakır’ın oğlu ve Musa Kazım’ın babasıdır. 702 (H.83)de Medine’de doğdu. 765 (H. 148)’te Medine’de vefat etti. İmam-ı A’zam Ebu Hanife ve kimyager Cabir, bunun talebesiydiler.

7. Musa Kazım: Cafer-i Sadık’ın oğlu, İmam-ı Ali Rıza’nın babasıdır. 745(H. 129)’te Medine’de doğdu. 802 (H. 180)de Bağdat’ta vefat etti. Kazımiyye’dedir.

8. Ali Rıza: Musa Kazım’ın oğlu ve Muhammed Cevad Taki’nin babasıdır. 770 (H.153)’te Medine’de doğdu ve 818 (H. 203)’te Tus yani Meşhed’de vefat etti. Bayezid-i Bistami hazretleri, İmam Ali Rıza’nın sohbetiyle şereflenip kemale geldi.

9. Muhammed Cevad Taki: Ali Rıza’nın oğlu, Ali Naki’nin babasıdır. Lakabı Hadi’dir. 810 (H.195)’da Medine’de doğdu. 835 (H.220) senesinde Bağdat’ta vefat etti.

10. Ali Naki: İmam-ı Muhammed Cevad Taki’nin oğlu ve Hasan bin Askeri Zeki’nin babasıdır. Lakabı Hadi’dir. 819 (H.204)’da Medine’de doğdu. 868 (H.254)’de Bağdat’ın Sermenray nahiyesinde vefat etti.

11. Hasan bin Ali Askeri Zeki: Ali Naki’nin oğlu, Muhammed Mehdi’nin babasıdır. 846 (H.232)’da Medine’de doğdu. 875 (H.261) senesinde yine Medine’de vefat etti. 12. Muhammed Mehdi: Hasan bin Ali Askeri Zeki’nin oğlu olup, Samarra’da vefat etti.

Sözlükte "imam" ne demek?

1. Cemaate namaz kıldıran kimse; kimi küçük islam devletlerinde devlet başkanı.
2. Müslümanlıkta mezhep kuran kimse; en önde bulunan, önder.
3. Hz. muhammet'ten sonra onun vekilliği görevini üzerine alan halifelerin sanı.

İmam kelimesinin İngilizcesi

n. one who leads prayers in a Muslim mosque; Muslim religious leader or chief
n. imam, one who leads prayers in a Muslim mosque; Muslim religious leader or chief
n. imam, one who leads prayers in a Muslim mosque, Muslim religious leader or chief
Köken: Arapça

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç