Sözlükte "idealizm" ne demek?

1. Ülkücülük.
2. Fels. bilgide temel olarak düşünceyi alan ve varlığı, insan düşüncesinin kurduğunu kabul eden öğretilerin genel adı.

İdealizm kelimesinin ingilizcesi

n. idealism
Köken: Fransızca

idealizm nedir? (Felsefe)

Her türlü bilinç’ i, madde’ ye göre birincil, temel ve belirleyici sayan tüm felsefi sistem ve görüşlere verilen genel ad.

İdealizm felsefenin, maddecilik karşısında yer alan temel bir yönelimi olup çok değişik biçimler gösterir. Ancak bu değişik biçimler içinde ortak olan temel hareket noktası felsefenin temel sorununa verilen yanıtta, bilincin maddeye göre birincil sayılmasıdır. Bu noktada, ideal olanın, yani bilincin varlık biçiminin ve yapısının ne ve nasıl olduğuna ilişkin görüşler, idealizmi kendi içinde çeşitli yönelimlere ayırır. Bu çok çeşitli idealist sistem ve görüşler aslında iki temel yönelimde toplanabilirler: Nesnel-idealizm ve öznel-idealizm.

Nesnel-idealizm, bilinci, düşünceyi, aklı ve ruhu maddi temelinden, insan beyninin faaliyetinden ve somut tarihsel koşullardan koparır ve onu kendi başına var olan, bağımsız nesnel bir varlığa -tanrı, mutlak akıl, idea, ideler alanı vb. - dönüştürür. Nesnel-idealizmin kurucusu, idea’ lar öğretisinde, kavramları, mutlak ve ebedi idea’ ların bağımsız bir dünyası sayıp, onları mutlaklaştıran ve nesnel gerçekteki nesnelerde yalnızca bu ideaların geçici birer kopyasını gören Plüton’ dur. Nesnel-idealizmin en ünlü sistemleri Akino’ lu Torna, Leibniz ve Hegel tarafından kurulmuştur. Günümüz burjuva felsefesi içinde varlığını sürdüren nesnel-idealist yönelimler bu sistemlere bağlıdırlar ve bunların gelişmiş biçimleridirler: Yeni-Tomacılık, Yeni-Ontoloji, Yeni-Hegelcilik (— Hegelcilik). Nesnel-idealizmin tüm çeşitleri için ortak olan özellik, nesnel gerçek’ in varlığını insan bilincinin dışında, ondan bağımsız saymaları, ancak, nesnel gerçeği yine de, özne-üstü bir ruhun (aklın vb. ) yaratısı, cisimleşmesi ya da dışlaşması olarak görmeleridir.

Öznel-idealizm ise, öznenin bireysel bilincini mutlaklaştırır ve maddeyi, maddi dünyayı salt bilinç içerikleri olarak açıklar -duyum karmaşaları, irade, tasarımlar vb. -.

Öznel-idealizmin modern biçimi Berkeley ve Hume tarafından kurulmuştur. Berkeley, insanın nesnel gerçekteki tüm nesnelerden ancak bilincin algılaması sayesinde biraz haberdar olduğunu varsayarak, maddi dünyanın yalnızca algılar biçiminde var olduğu sonucunu çıkarmıştı. Öznel-idealizmin özgül bir türünü de Kant geliştirdi. Kant, algıların karşısında, onlara konu olan «kendinde-şey»ler, nesnel gerçek nesnelerin var olduğunu kabul etmekle birlikte, bu nesnelerin ancak apriorik sezgi biçimleri yardımıyla algılandıklarını ve algıların, apriorik olan düşünce kategorileri aracılığıyla işlenip değerlendirildiğini, böylece bilgisi edinilebilir fenomenler dünyasının, insanın bilgi edinme yetisinin yapısına bağlı olduğunu sanıyordu.

Çağdaş burjuva felsefesinde öznel-idealizmin birçok biçimleri büyük ölçüde ya Berkeley veHum e’ dan ya da Kant’ tan hareket ederler. Pozitivizm, yeni-pozitivizm, varoluşçuluk, pragmatizm ve yaşam felsefesi vb. , bu akımlardandır. Öznel-idealizmin değişik tüm biçimlerinde belirgin olan ortak yan, insan bilincinden bağımsız, onun dışında var olabilen bir nesnel gerçeğin kabul edilmemesi, işin solipsizme vardırılmasıdır. Nesnel-idealizm ile öznel-idealizm arasında önemli farklılıklar bulunmasına karşın, her ikisinin de maddecilik’ e olan karşıt tutumlarında birçok ortak nokta vardır.

İdealizmin doğuşunu ve günümüze değin uzana gelen varlığını anlaşılır hale getiren, gerek bilgi teorisi düzeyinde, gerekse toplumsal düzeyde bir çok köken vardır. İdealizm’ in varlık olanağı, daha çok, bilgi edinme sürecinin karmaşıklığından kaynaklanmıştır. İdealizm bu sürecin her bir öğesini, bağlanıldığından kopararak mutlaklaştırmış ve tek yanlı bir kavrayışın dayanağı haline getirmiştir. Öznel-idealizm, bu anlamda duyum ve algı gibi, duyumsal bilgi öğelerini mutlaklaştırır. Nesnel-idealizme gelince, o da, kavramlar, ideler gibi rasyonel bilgi öğelerini ya da düşünmeyi aynı akıbete uğratır bunları bağımsız, birbirinden kopuk fikirsel mutlaklıklara, varlıklara dönüştürür. İdealizmin bu özelliklerine bakıp da, onu anlamsız bir görüş diye bir kenara koyamayız. «Felsefi idealizm, ancak kaba, basit, metafizik maddeciliğin açısından bakıldığında anlamsızdır. Buna karşı felsefi idealizm, diyalektik maddeci bakış açısına göre, bilginin özelliklerinden, yanlarından, sınırlarından bir tanesinin -maddeden, doğadan kopuk tanrılaştırılmış— bir mutlak haline getirildiği, tek yanlı, abartılmış, aşırılığa kaçar şekilde geliştirilmesidir. İdealizm papazlıktır. Bu doğru. Ama(‘ daha doğrusu’ ve ‘ ayrıca’ ) felsefi idealizm sonsuz karmaşıklıktaki (diyalektik) insan bilgisinin gölgelerinden birisi üzerinden papazlığa giden yoldur. » (Lenin)

İdealizmin toplumsal kökenleri, bilgi edinme süreci içinde mevcut olanakların, idealist sistemler ve idealist dünya görüşleri biçiminde gerçekleşmesine fırsat veren olgulardır. Nitekim idealizm, toplumsal düzeyde başlıca, bedensel çalışma ile zihinsel çalışmanın, toplumun sınıflara ayrılması nedeniyle bölünmeye uğramış olmasından, zihinsel çalışmanın varlıklı sınıfların tekeline geçmiş olmasından, sömürücü sınıfların, gerçek toplumsal ilişkileri örtbas etmekte yarar ummalarından ve kendilerini ideolojik bakımdan haklı göstermeye çalışmalarından ve ayrıca, henüz tam kavranmayan, anlaşılamayan, bilinemeyen toplumsal güçler ve ilişkiler karşısında duyulan çaresizlikten ve bu güçlere ve ilişkilere olan bağımlılıktan kaynaklanır.

Bu nedenle diyebiliriz ki, felsefi idealizmin toplumsal işlevi, egemen sınıfların çıkarlarını soyut ve teorik düzeyde korumaktan ibarettir. Ancak, ilerici güçlerin, belirli tarihsel koşullar altında, kendi görüşlerini ve düşüncelerini zaman zaman idealist ve dinsel görüşler biçimi altında ortaya koyduklarını da unutmamak gerekir. Çağımızın burjuva idealist felsefesi, nesnel olarak, gerici, tutucu, toplumsal ilerlemeyi, bilimsel gelişmeyi engelleyici bir karakter taşımaktadır. Diyalektik ve tarihsel maddeciliğin görüşlerine karşı çetin ve amansız bir savaşımı dile getiren idealizm, burjuvazinin politik ve manevi çöküntüsünü örtbas etmeye ve hem emekçileri, hem de aydınları çökmekte olan kapitalist toplum düzenine bağlamaya çalışmaktadır.

Felsefi idealizm, dinin yakın akrabasıdır. Felsefi idealizmin bilgi teorisi alanındaki kökenleri, toplumsal kökenleri ve toplumsal işlevi bakımından dinle birçok ortak yanı vardır.

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç