Fes nedir?

Eskiden Türkiye'de kullanılan kırmızı renkli, arkasında püskülü olan, saksı biçiminde bir başlıktır. Daha ziyade erkekler giyerdi. Bugün bazı Müslüman memleketleri halkı hala fes giyer. Fes, Türkiye'de 1828'den 1925'e kadar 97 yıl kullanılmıştır. Bu başlık adını, Afrika'daki Fas şehrinden alır. Çünkü ilk defa orada yapılıp giyildiği söylenmektedir. Ancak bunun ne dereceye kadar doğru olduğu belli değildir. Fesin biçimi zamanın modasına göre değişirdi. Belli başlı biçimler: Zuhaf, Hamidiye, Sıfır, Mecidiye, Aziziye idi.

Çeşitli kaynaklarda fesin ilk menşei Fas gösterilirse de hakkında kesin bilgi yoktur. Tarihte hangi devirden itibaren kullanıldığı da belli değildir.Yalnız Türklerin giydiği ve Timurtaş Paşa zamanına kadar beyaz olan renginin onun tarafından kırmızıya boyandığı bilinmektedir. Akdeniz’de seferdeyken yeniçeriliğin kaldırıldığını duyan serasker ve kaptan-ı derya Koca Hüsrev Paşa Tunus’tan getirdiği fesleri kalyoncu askerine giydirmiş ve Sultan İkinci Mahmud’un takdirini kazanmıştı. 1828’de "Fes Nizamnamesi" yayınlanarak fesin nerelerde giyilip giyilmeyeceği ve kimlerin ne çeşit fes giyeceği belirtilmişti.

Fes, 1832’de yayınlanan bir tamimle resmi serpuş (başlık) olarak kabul edilmiştir. Tanzimat devrinde sarık yalnız ulema sınıfı ile müderris ve tarikat mensuplarına bırakılmıştır. Bunlar fes üzerine sarık, esnaf kısmı ise fes üstüne arakiye ve yemeni sararlardı. Sarıksız fese dalfes denirdi. Fes, saraydaki kadınlar tarafından da kullanılırdı. Tunus’tan getirilen feslerin resmen kabulünden sonra İstanbul’da haliç kıyısında bir fes fabrikası (feshane) de kurulmuştur.

Fesler genellikle kesik koni şeklinde kırmızı çuhadan yapılırdı. Düz olan üst kısma tablo denir. Bunun ortasından çıkarılan ibik tabir edilen yere püskül bağlanırdı. Püskül fese ve fesi kullanan şahsa göre değişik olurdu. Tunus fesi denilen dar fese büyük püskül takılırdı. Rengi mavi olan bu püskülün yarım okka gelenleri vardı. Büyük püsküller uzun olup enseden aşağı kadar sarkardı. Sonradan küçülmüş sadece arkada kalacak şekil kalmıştı. Feslerin durumunu muhafaza etmek için kalıplar yapılmış ve bunlar uzun zaman dükkanlarda kullanılmıştı. Kalıplar birbirinden farklı alt üst şeklinde olurdu.

Fes bu iki kalıbın arasında kalır ve kol tazyiki veya pres ile sıkıştırılarak kalıbın şekli aldırılırdı. Feslerin renkleri gittikçe koyulaşmak üzere kırmızı, çifte zero, iki sıfır, bir sıfır, bir renk, iki renk, üç renk, dört renk, beş renk olup; adları ise kırmızı, ünabi, mor, orta renk, al narçiçeği ve siyahtır. Biçimlerine göre ise zuhaf, aziziye, mecidiye, hamidiye, sıfır numara, fino, dar beyoğlu gibi adlar verilir. 1925 yılında çıkan bir kanunla fes giyilmesi yasaklandı. Bazı İslam ülkelerinde halen fes kullanılmaktadır. Bugün Anadolu’nun bazı yörelerinde kadınlar, başörtülerinin altına altınla süslenmiş fes koymaktadırlar. Ayrıca her yörenin kendine has milli oyun ekipleri de fes giymektedir.

fes

Atatürk devrimlerinden önce yurdumuzda şapka yerine kullanılan erkek başlığına «fes» denirdi. Nar çiçeğinden vişneçürüğüne kadar çeşitli kırmızı renkte, kalın çuhadan yapılırdı. Genel olarak, silindir biçimi olan bu başlığın tepesinin tam orta yerinde bir «ibik» vardı. Bu ibiğin ucunda da «püskül» denilen bir deste siyah veya mavi ipek, yahut ibrişim bulunurdu. Memleketimizde kavuk giyme adetinin kaldırıldığı 1828 yılından şapka kanununun çıktığı 1925 yılına kadar, yani 97 yıl, başımızda taşınan bu başlık, adını Afrika’daki Fas şehrinden aldı. Fesin ilk defa yapılıp giyildiği yerin Fas olduğu söylenmekte ise de bunun ne dereceye kadar doğru olduğu belli değildir.

Fesin Türklerde resmi başlık olarak kullanılması II. Mahmut’un zamanında ise de daha önce de İstanbul’da ve Yunan adalarındaki bir kısım Rumlar, hatta Türkler fes giyerdi. II. Mahmut, Yeniçerilerin kaldırılmasından sonra, resmi kılıklarda da genel bir değişiklik yaptırdı. O zamanlar serasker olan, daha sonraları sadrazamlık da yapan, Koca Hüsrev Paşa’nın tesiriyle, «fes» askerlere başlık olarak seçildi. Fesin halk arasında yayıldığı sıralarda Müslümanlarla Hristiyanlar pasında bir fark gözetilmediyse de daha sonraları, yani 1835' te, Hıristiyanlar, üzerinde özel işaretler bulunan fesler giymeye başladılar.

Fesin resmi başlık olarak kabulünden sonra, 1833’te İzmit’te fes yapan bir yapımevi, 1835’te de İstanbul’da bir «feshane» kuruldu. Buna rağmen fes ihtiyacı tamamıyla karşılanmadığından Avusturya’dan da fes alınırdı. Fes yalnız bir erkek başlığı olarak kalmadı, İstanbul’da yaşlı Müslüman ve Hristiyan kadınlarla Anadolu’da kasabalı ve köylü kadınlar da, süs olarak, fes giydiler. Kadınların giydikleri feslerin üstü yemenilerle sarılır, sarı püsküllerle, peneslerle (altın taklidi sarı teneke pullarla) süslenirdi.

Bugün bile Anadolu yaylalarındaki Yörük ve Afşar kadınları bu çeşit fesler giyerler. Fesler vuruldukları kalıba göre değişik biçimler alır, bunlara biçimlerine göre ad verilirdi. Başlıcaları «mahmudiye», «mecidiye», «aziziye», «hamidiye», «zuhaf», «sıfır numara», «dar Beyoğlu», «hasırlı» «şılk» biçimleriydi. Bu çeşitli biçimlerdeki feslerin püskülleri de değişik olurdu. Hocalar fesi sarık, esnaf da arakiye, yemeni sararak giyerlerdi. Bugün bazı Müslüman memleketleriyle Fransızların, İspanyoların Afrika’daki yerli askerlerinden bir kısmı, Yunanistan’daki efzon askerleri fes giyerler.

Feslerdeki püskül şekilleri ve süsler

Feslerde bir süs olan püsküller çeşitli biçimlerdeydi. Subaylarla erlerin, polislerin püskülü burma şeklindeydi, ortasında bir de tahta düğme bulunurdu. Zeybeklerin püskülleri serpme halinde uzundu. Bazı feslerde de «yaygın püskül» şekli vardı. Bu duruşu sağlamak için «ferahi» denilen dökme pirinçten bir tepélik kullanılırdı. «Ferahi», eski gümüş mecidiyeden az büyük, alt tarafında üç yerinden halkalı olup püskül bu halkalara, «ferahi» de ibiğin üzerine dikilirdi.

İliç feslerde püskül fesin her tarafını kaplardı. Bu püsküller rüzgarlı, yağmurlu havalarda birbirine karışırdı. Bazı açıkgöz Yahudi çocukları bu durumdan faydalanırlar, on para karşılığında püskülleri tarayıp düzeltirlerdi. En iyi püskül Dublin’den gelirdi. Fakat, Tunus’un mavi püskülleri de bir hayli meşhurdu.

Tunus fesleri üzerine «ferahi» yerine «ay damga kağıt» denilen, Beyazıt’taki eski yerli kağıtçılar tarafından özel surette kesilen bir cins süs kullanılırdı. Bu çeşit fesleri ekmekçi, yağlıkçı, yorgancı ustaları gibi esnaf kodamanları giyerlerdi. Çocuk feslerine ise süs olarak nazarlıklar, muskalar, ziynet altınları gibi şeyler takılırdı.

Sözlükte "fes" ne demek?

1. Kırmızı, kalın çuhadan yapılmış, tepesinde püskülü olan, silindir biçiminde başlık.

Fes kelimesinin ingilizcesi

[FES] n. fez, cone-shaped hat with a flattened top adorned with a tassel
n. Fes, also Fez, a city in north central Morocco
n. fez, cone-shaped hat with a flattened top adorned with a tassel (worn in Middle Eastern countries)

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç