Felsefe nedir?

Yunancadan gelmiş bir kelime olduğunu söylemek mümkündür. Yunanca dilince “seviyorum, peşinden gidiyorum” gibi anlamlara gelen “phileo” kelimesi ile bilgelik anlamına gelen “sophia” kelimesinin birleşerek türemesinde oluşmuştur. Yani “philosophia” kelimesi bilgiyi sevmek, araştırmayı sevmek gibi bir anlamı ifade etmektedir.

Yunanlar felsefe için kısaca “hikmet arayışı” demektedirler. Felsefe ile hikmet ilişkisi de bu bakımdan kolaylıkla açıklanabilmektedir. Felsefe anlamı kısa ve öz şekilde bilginin peşinden severek gitmek ve doğruyu araştırmak olarak söylenebilmektedir.

Felsefenin kelime anlamı bilgiyi ve araştırmayı sevmek olunca; felsefe bilimi içerisinde gerçeklik olgusu, varlık olgusu, adalet olgusu, bilgi olgusu, akıl olgusu, doğruluk olgusu, güzellik olgusu, dil olgusu ve akıl olgusu gibi konularla alakalı temel yapı taşlarının üzerine düşünülmekte ve araştırmalar yapılmaktadır. Filozoflar, bu süreler içerisinde yeni bilgiler araştırıp ortaya çıkardıkları yeni şeyleri yeni tanımlarla ve yeni sözlerle ifade etme yetisine sahip bireylerdir.

Felsefe neden Antik Yunan’da doğmuştur?

Antik Yunan döneminde halkın üretmeye ve düşünmeye bol bol zamanının olması söylenebilir. Çünkü bu dönemde yaşayan toplumların hem sosyal hem fiziksel ihtiyaçları fazlasıyla yerine getirilebilmekte, iklimlerinin ve coğrafyalarının nimetlerini fazlasıyla kullanabilmekte olmuşlardır. Bunun sonrasında daha da önemlisi tüm Akdeniz bölgesi Antik Yunan egemenliği altında olduğundan, kendilerine bağlı olan halktan gelen ganimeti de iyi kullanarak boş zamanlarında yeni keşifler yapmaya ve yeni şeyler öğrenmeye çalışmışlardır.

Yani o zamandan bu zamana devam eden merak etme ve öğrenme olgusu, yeni bri şeyler keşfetme arzusu günümüz koşullarına kadar hala felsefenin ilk izleri olarak anılmaktadır. Belki o zamanlar bunun adına felsefe denilmese de zamanla neyin ne olduğu iyice öğrenildikten sonra aslen durumun tamamen feslefenin başlangıcı olduğu görülmüştür.

Felsefenin konuları nelerdir ?

Felsefeyle daha genel ilgilenenler de filozof olanlar da; varlık, varoluş, iyilik, ahlak, gerçek, bilgi ve güzellik konularıyla ilgilenmişlerdir. Tabi bunun yanında çok fazla şekilde bilim konularına ve dini konulara değinilen felsefede, yapılan asıl iş hem bilim çerçevesinde kalan sorulara mantık çerçevesinde cevaplar bulabilmek, hem de dini konular gibi çoğu noktada bilimin dışında kalan konularda yine mantık çerçevesinde cevaplar bulabilmektir.

• Durum böyle olunca; felsefe söz konusu olduğunda yapılan araştırmalarda filozofların araştırmalarında kilit nokta olarak kullandıkları soru kalıpları şu şekilde örneklendirilebilmektedir;

• Gerçeklik nedir ve gerçek olarak nitelendirilebilecek şeyler nelerdir? Gerçek olarak değerlendirilen şeyleri doğası nedir? Zamanın ve mekanın doğası ne olmaktadır?

• Gerçek nedir? Gerçek doğru ya da yanlış olarak nasıl tanımlanabilir?

• Bilme ve bilgi durumu mümkün müdür? Doğru bilginin kökü nedir? Bildiğimizi nasıl bilebiliriz?

• Düşünmek ve düşünmenin doğası var mıdır? Düşünmek nedir?

• Ahlak değerleri nedir? Ahlak değerleri nasıl değerlendirilebilinir? Ahlakın kaynağı nedir? Doğru davranış ya da yanlış davranış nedir?

• Estetik nedir? Estetik görüntünün tanımı nedir?

• Güzel nedir? Sanatın güzelle bağlantısı nedir? Sanat nedir?

• Zaman kavramı nedir? Mekan kavramı nedir? Varlık kavramı nedir? Bahsedilen bu kavramların birbiriyle ilişkisi nedir?

• Din kavramının kökü nedir? Din var mıdır? Tanrı var mıdır?

Bahsettiğimiz tüm bu merak edilen kısımlar; Antik Yunan felsefesi dönemlerinde metafizik, estetik, mantıksal olgulat, analitik olgular,etik olgusu ve epistemoloji bilimi çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmiş olmaktadırlar. Bu tip ve burada bahsi geçmeyen durumları dönemin en önemli felsefecilerinden Aristotales detaylı olarak değerlendirme altına almış; astronomik öğelerle, meteoroloji bilimine dair öğelerle, biyolojiye ve jeolojiye dair öğelerle ve modern fiziğe dair öğelerle de bağdaştırarak incelemiştir.

Bunun dışında diğer önemli bir isim olan Galileo Galilei ise felsefeyi kendi görüşüne göre sanatların hepsine ve bilimlerin hepsine verilebilecek ortak ad olarak değerlendirmiştir. Çok önemli bir felsefeci olan Sokrates’in ortaya attığı analizler çerçevesinde de Antik Yunan döneminden uzun bir süre daha geçen süreçlerde, ki hala günümüzde bile uygulanan bir teknik olarak bir analiz süreci geliştirilmiş ve bu analizlere göre hem sanat hem bilim dalları ayrılabilmiştir.

Toplumların felsefe konusunda araştırmaları ve felsefeye kattıkları öğeler

Antik Yunanların haricinde geçmişte bahsettiğimiz tanımları ve görüşleri çok fazla ön planda tutmayan toplumlar bununla birlikte felsefeyi de kendi kelime dağarcıklarına çok geç süreçlerde katmışlardır. Örneğin; Çincede, Korecede ve Japoncada felsefe kelimesinin varlığına 19. yüzyıla kadar rastlanmamıştır.

Toplumların konuyla ilgili yaptıkları çalışmalara örnek verilecek olursa, Çinli filozofların Yunanlı filozoflara göre daha farklı bir çalışma stilini benimsediğini söylemek mümkün olmaktadır. Yani bu toplumda metaforik anlamlara göre değerlendirmeler yapılmakta ve bir değerlendirmenin bir kaç konuyla bağlantılı anlamları bulunmaktaydı. Batı felsefesine bakıldığımda ise konuların kendi aralarında çok keskin sınırlarının olmadığı,  19. yüzyıla değin batı filozoflarının çalışmalarında çok da bir ayrım görülmediği dikkat çekmiştir.

M.Ö. 6. yüzyılda, günümüzdeki İzmir ve Aydın illerini kapsayan Ionya isimli bölgede, Sokrates’in öncesinde yer alan filozoflar kendi aralarında maddenin yapısını ve evrenin yapısının nasıl olduğunu araştırmışlar; bu yanının temel öğesinin ne olduğunu öğrenmeye çalışmak adına maddenin özüne dair soruları hem kendileri yeni yeni keşfetmeye başlamış hem de cevapları bulmak adına kendileri bir takım çalışmalarda bulunmuşlardır.

Batı’nın ilk filozofu olarak sayılan Thales’in çalışmalarına bakıldığında, kendisinin konularla alakalı ilk iddiasının bütün varlıklarının temelinin su olduğunu söylediği ortaya çıkmaktadır. Kendisinden sonra onun yolundan gelen Anaksimandros Aperion ise tozu, Anaksimenes ise havayı bir ilk temel olarak kabul etmektedir. Devamında Herakleitos denilen felsefeci ise evrendeki oluşumların hava, su, toprak ve ateşin meydana getirdiği dönüşümlerden meydana geldiğini iddia etmiştir. Devam eden iddiaların süresince Platon da kendi iddiasını ortaya atmış; başlangıç kavramını zamansal anlamlar içerisinde değerlendirmekten çıkartarak varlığın olduğu gibi olmaya devam ettiğini söylediği idealarını ortaya çıkarmıştır.

Felsefi alandaki düşüncelerin ve iddiaların yüzyıllarca değişik varyasyonlarla ortaya atılması, pek çok çeşitteki felsefi iddiaların da oluşturulmasına zemin hazırlamıştır. Hem Batı dinlerinde hem de Doğu dinlerinde de felsefi olarak pek çok sorular sorulmaya başlanması, din ve felsefenin de kendi arasında birbiriyle ufak bağlantılarının oluşmasına vesile olmuştur. Ancak burada asıl nokta, sorulan sorular ne olursa olsun din ile felsefenin buluştuğu noktada soruların yanıtları hep metafiziki bir öğeden kaynaklandığına dair kısa ve öz verilen cevaplarla sınırlı kalmıştır. Yani inançlar sistemlerine karşı gelmemek adına pek de araştırılmayan, üzerinde durulmayan bir takım sonuçlar elde edilmiştir. Fakat felsefe, bu tip sonuçlar yerine mantığa ve gerçekliğe dayalı kuramlar üzerine sistemleştirilen bir bütün olduğundan din ve felsefe konularında hep bir kilit noktası olduğu bilinmektedir.

Son olarak felsefenin gerçek manada bir takım kalıplar içerisinde anılmasını, kendisinin tam olarak “felsefe” sayılmasının ana zamanının Rönesans’tan sonra oluşan Alman idealizmi ile dorukları görmesi sürecine bağlamak mümkündür. O zamana kadar süregelen ve o zamandan sonra devam eden felsefe algısı, tamamen bilimin yolundan ilerleyerek bilimsel düşünce biçiminin yolundan ilerlemeyeli kendisine kusursuz bir ilke olarak belirlemeyi tercih etmiştir.

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç