Ehl-i beyt nedir?

Ehl-i beyt, "ev halkı" anlamına gelir. İslam’da ehl-i beyt Hz. Peygamberin ev halkı demektir. Milletimiz, her zaman ehl-i beyte sevgi ve saygı göstermiştir. Muhammed isminden sonra en çok Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin gibi ehl-i beyt mensuplarının isimleri İslam halkı tarafından çocuklarına verilmiştir. Onların isimleri “Fatıma anamız, Şah-ı Merdan Ali, Allah’ın Arslanı Ali, Ali kerremellahu veche” gibi sıfatlarla kullanılmıştır. Ayrıca kültürümüzde Hz. Ali’nin kılıcı “Zülfikar”, adalet ve kahramanlığın simgesi olarak bilinmektedir.

Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig adlı eserinde, Türkistan’da ehl-i beyte nasıl davranılması gerektiği konusunda şu bilgileri vermektedir. Ehl-i beyt sevgisi milletimiz için birleştirici bir unsur olmuştur. Milletimiz, ehl-i beyti sevme konusunda tek yürektir. Hoca Ahmet Yesevi, Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Ahmet ve Derviş Mehmet gibi birçok şair ve halk ozanı; ehl-i beyte duydukları derin sevgiyi dizelerinde en içten duygularla ifade etmişlerdir.

Tüm yeryüzü ve tüm mahlukat onun yüzü-suyu hürmetine var olmuştur elbet, ondan daha şereflisi, daha yücesi ayak basmamıştır kainata! O ki, baş tacımız; O ki, Efendimiz; O ki Hazreti Muhammed Mustafa’dır tabiki! Bu dünyadaki tüm çabamız, tüm yaşantımız ona layık olmaya yönelik olmadır. Aksi durumda geçen tüm zamanımız ve her saniyemiz zararımızadır kuşkusuz! Madem ona layık olmak için yaşamalıyız, o zaman onun yolundan yürümeli ve onun işaret ettiği gibi davranış ve sözlerimize yön vermeliyiz!

Hazreti Peygamber’in neredeyse yeryüzündeki tüm olay ve olgularla alakalı mutlaka bize öğüt mahiyetinde olan hadis-i şerifleri vardır. Bu hadislerle bize emrettiği en önemli konulardan biride “Ehl-i beyt”tir. Ehl-i beyt kısaca Efendimiz ve şerefli ailesi demektir. Efendimizin şerefli nesebi Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin vasıtasıyla devam ettiği için, onların kıyamete kadar gelecek olan evlatları da Ehl-i beyt’in birer parçasıdır Onları sevmek her mü’minin vazifesidir. Bu sevgi çok şerefli ve gereklidir. Kalbinde azıcık Ehl-i beyt sevgisi bulunmayan kimse, Hz. Rasulullah’ın sevgisinde yalancıdır.

Tabirin gerek kavram gerekse fonksiyon olarak ilk dönemden farklı bir görünüm arz etmesi Hz. Hüseyin'in şehid edilmesiyle başlar. Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehid edilmesi İslam toplumunu derinden yaralamış, Hz. Peygamber'in çok sevdiği torununa reva görülen uygulama o dönemde olduğu gibi günümüze kadar devam eden süreçte bütün Müslümanların nefretle andığı bir konu olmuştur. Aslında Hz. Hüseyin'in şehid edilmesi bardağı taşıran son damladır. Zira daha önce Hz. Ali bir Harici tarafından suikastla şehid edilmiş, Hz. Hasan ortaya çıkan hilafet mücadelesi nedeniyle, Müslümanların kanlarının dökülmesini önlemek amacıyla feragat ederek hilafeti Muaviye'ye bırakmak zorunda kalmıştır.

Ehl-i Beyt’in önemli şahsiyetlerinin karşı karşıya kaldığı bu durumlar Müslümanlar arasında büyük bir üzüntüye sebep olmuş, bu aynı zamanda Emevi idaresine karşı nefret şeklinde kendisini göstermiştir. Bu olaylardan sonra Ehl-i Beyt tabiri daha çok bir mefhum olarak kullanılmıştır. Müslümanların geneline şamil olmak üzere onlara saygı ve sevgi gösterilmiş, gönüllerdeki bu yerleri her zaman muhafaza edilmiştir. Ancak Ehl-i Beyt’e karşı beslenilen bu sevgi ve saygı, kimileri tarafından kişisel ve siyası çıkar amaçlı kullanımlar için bir malzeme olarak görülmüş, amaçlarını gerçekleştirmede bir fırsat kabul edilmiştir.

Bu dönemi Ehl-i Beyt kavramı açısından istismar süreci olarak adlandırmamız yanlış olmayacaktır. İşte kısaca ifade etmeye çalıştığımız Ehl-i Beyt kavramının bu tarihi süreci Müslümanları Ehl-i Beyt’in kim ve ne olduğunu araştırmaya, Kur' an ve Sünnet kaynaklı tanımlar yapmaya sevk etmiştir. Konuya bu noktadan yaklaşan Ehli Sünnet itikadı içerisinde kavram için farklı tanımlar yapılmıştır. Kimi tanımlar Ehl-i Beyt’i sadece Hz. Peygamber'in ev halkına yani hanımları ve çocuklarına hasrederken bazıları da Hz. Ali ile torunlarını da bu çerçeveye dahil etmişlerdir. Yine bazı tanımlar Hz. Peygamber'in ailesiyle birlikte yakın ve uzak akrabalarını da bu kapsama alırken diğer bazıları "Ehl" ve "Âl" kelimeleri arasındaki ilişkiye dayanarak Kur' an ve Hadisten getirdikleri delillerle tüm Hz. Muhammed ümmetinin Ehl-i Beyt olduğunu savunmuşlardır.

Genel olarak kabul edilen görüşe göre ise Ehl-i Beyt Hz. Peygamber'in hanımları, çocukları, torunları ve Hz. Ali'dir. Ehl-i Sünnet itikadı içerisindeki bu görüşler karşısında Şia, Ehli Beyt konusunda ortaya koyduğu ve kabul ettiği tek bir tanımla Ehl-i Beyt’i Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e hasretmiş, Hz. Hüseyin soyundan gelen imamları da kendilerine tabi olunacak yegane masum -günahtan korunmuş- önderler olarak takdim etmiştir.

Onlara göre, Hz. Peygamber'in hanımları Ehl-i Beyt olmadığı gibi diğer çocukları ve torunları da Ehl-i Beyt değildir. Yine Hz. Hasan nesli ve Hz. Hüseyin' in on iki imam haricindekiler Ehl-i Beyt imamları silsilesinden kabul edilmezler. Şia Ehl-i Beyt'i bu şekliyle itikat sistemin temeline oturtur, bu konuda hiçbir itirazı kabul etmez ve tartışmaya girmez. İşte İslam dünyasındaki itikadı kırılmanın temel noktası burasıdır.

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç