Diyalekt nedir?

Bir dilin, hususiyetler tayışan en küçük kolu. Latincede dialectus, Grekçede dialektos olarak geçmektedir. Kelime bu durumu ile batı dillerinden gelmiştir. Diyalekt; bir dilin belirli bir bölgede konuşulan ve mahalli hususiyetler taşıyan en küçük kolu olup, ağız da denmektedir. Diyalektle uğraşan ilim kolu ise diyalektoloji olarak adlandırılmaktadır. Diyalekt, belirli bir yere ait oluşundan dolayı sınırlıdır. Bu bakımdan en yakın mesafede birbirine komşu birkaç diyalekt bulunabilir. Diyalekt, yani ağızın, konuşulduğu bölgenin her yönüyle hususiyetlerini taşıdığını, tabi olduğu ana dile paralel bir gelişmenin yanında, az da olsa kendine has kelime türetmeye yönelerek, imkanlarını zorladığını bilmek gerekir.

Sınırlı olmasından dolayı, tarih içinde yüzyıllarca dar bir mahalde konuşulan ağzın, mensup olduğu yazı dilinden ayrılıklar göstermesi pek tabiidir. Çünkü yazı dili bir milletin kültürünün muhafazası için gelişmiş, başka dillerle münasebette bulunmuş, kendi kaideleri içinde yeni dil unsurları hasıl etmiş, başka dillerden aldığı yabancı kelimeleri kanunlarına uydurmuş ve kendisine mensup ağızlarda hakim olarak varlığını sürdürmüştür. Ağız ise, şayet yazılı mahalli metinleri varsa mensubu bulunduğu dille ayrıldıkları noktaları o ölçüde takib etmek mümkündür. Ağızdaki gelişme, hep sözde kalması sebepiyle yazı diline nispetle daha hızlıdır. Bu yüzden bazen bir ağız ile mensubu bulunduğu kültür, yani yazı dili arasında büyük ayrılıklar ortaya çıkabilir. Hatta, bugün Rusya ve Türki cumhuriyetlerde olduğu gibi, bu durum kasıtlı olarak kullanılır ve her bölgeye ayrı bir alfabe konulursa, bir milletin arasındaki anlaşma sınırlandırılmış ve kontrol altına alınmış olur. Ayrıca aradaki ufak farklardan hareket edilerek zamanla aynı dilin başka başka iki şekli ortaya çıkarılmış olur. Bu da bir milletin parçalanması için kafi sebeptir. Ağızın zamana ve tekniğe tahammülü yoktur. Teknik, bir ağızın tespitinde ne kadar fayda sağlarsa, girdiği bölgenin ağızını da derhal değiştirmeye yönelir. Bilhassa radyo, televizyon ve videonun girdiği yerlerdeki konuşma hemen değişikliğe uğrar ve kültür, yani yazı dilinin bu vasıtalarla ağıza tesiri bölge diyalektine hakimiyet sağlar. Böylece ağız mensubu bulunduğu yazı diline iltihak etmiş olur. Bunun yanında bölgenin dışarıyla temas eden insanlarıyla, dışarıya gitmeyen ve dar coğrafyasında hayat süren insanları arasında da ağız yönünden farklar görülür. Dışarı giden insanlar bölge ağızına, bölgeye yabancı dil unsurları getirdikleri gibi ağızlarını da muhafaza etmezler. Aynı şey, okuma yazma bilen ve bilmeyen insanlar arasında da söz konusudur. Okumuş yazmış insanların ağızlarında yazı dilinin tesiri çok fazladır. Okuma yazma bilmeyen kişiler ise yalnız duyduklarıyla kalıp ağızlarını muhafaza ederler. Şu halde ağızın tekniğe ve medeniyete tahammülü çok azdır.

Ağız, mensubu bulunduğu kültür dili ile aynı dile bağlı lehçe ve şivelerde bazı meselelerini aydınlatmada ipuçlarına sahiptir. Ayrıca bir dilin tarih içindeki gelişimi, diğer lehçe ve şivelerle mukayese imkanını da vermektedir. Bunun yanında yazı dilinin beslenmesi ve geliştirilmesinde diyalektlerin, yani ağızların oynadığı rol çok büyüktür. Fakat şurası açıktır ki, Türkçenin diyalektleri henüz istenildiği gibi tespit edilmiş olmadığı gibi, bu ağızların tespiti için gerekli çalışmalar da yapılmış değildir. Hatta yaşayan ağızlar için bir arşivden de mahrum bulunmaktayız. Batı ülkelerinde bu çalışmalar 100 seneyi aşkın bir süredir tespit edilmeye çalışılmış, arşivler kurulmuş ve diyalektoloji ile ilgili olarak, dil atlasları bile yapılmıştır.

Almanya’da diyalekt çalışmaları 19. asırda başlamış olmasına rağmen, temeli bir hayli gerilere götürülebilir. Luther bile eserini meydana getirirken halk diline gitmeyi ihmal etmemiştir. Bu ülkede asıl diyalekt çalışmaları J.Grimm ile başlamıştır. J.Grimm tarihi dil araştırmalarıyla Alman diyalekt araştırmalarını sağlam bir yola sokmuştur. Fakat Almanya’da asıl diyalekt araştırmalarına romantizmin dayandığı milli ve tarihi varlığa duyulan arzu sebep olmuştur. Böylece milli düşüncenin temeli sayılan dil üzerine J. Grimm, F. Bopp ve W.V.Humbold çalışmalara başlamışlardır. Bavyeralı A. Schmeller (1785-1852) de bölgesinin ağızlarını gramer bakımından incelemiş ve diyalektoloji (ağız çalışmaları)nin kurucusu olmuştur. A. Schmeller ağızları fonetik ve morfolojik (ses ve yapı) bakımından dilin eski çağlarını aydınlatan bir vasıta olarak kabul etmiştir. Bu bilginden sonra Almanya’da ağız incelemeleri ve araştırmalarının en önde gelen hedefi ağızların tasnifini yapmak olmuştur. Hatta 1876 yılından sonra sesi esas alan gramerciler ortaya çıkmıştır. Bütün bu çalışmalar mahalli ağızların ses ve yapısı ile kelime servetini ve cümle yapısını ihtiva eden tasviri gramerlerin yazılmasını sağlarken; ağızlara has fonograf arşivlerinin meydana getirilmesini ve neticede G.Venker’in gayretleri Alman Devleti Dil Atlası’nı yapmaya kadar götürmüştür.

Buna paralel olarak Fransa’da da diyalekt çalışmaları yapılmış ve Fransa Dil Atlası ortaya konmuştur. Fransa’da bu işi başlatanlar Tourtoulon ve Bringuier olmuş; J.Gilliéron ile öğrencisi E. Edmond da teşkilatlandırmışlardır. Son iki bilgin işe başlarken Almanya’daki çalışma ve tecrübelerden faydalanmışlarsa da vasıtasız bir metod takib etmişlerdir. Onlar Fransa’da 639 yer seçerek dil malzemesi derlediler. Ayrıca ağızlardaki kelime servetini toplamayı da ihmal etmediler. Neticede 1903 yılında Gilliéron ve Edmond Fransız Dil Atlası’nın elli ciltlik haritasını yayına muvaffak oldular. Eser

milyondan fazla dil şeklini ihtiva ediyor ve 1920 haritadan meydana geliyordu.

Türkçe için bu araştırmalar, devrine göre, bütün Türk lehçe ve şivelerini içine alır mahiyette; daha 11. asırda büyük Türk dilcisi ve türkçe müdafii Kaşgarlı Mahmud’la başlamıştır. Kaşgarlı’dan bu yana ele geçmemiş eserler hariç, Türk diyalekti meşhur Türkolog W.Radloff’a kadar bu alandaki çalışmalar durmuştur. Kaşgarlı Mahmud’un yolundan giden Radloff bilhassa Türkiye dışı Türklerinin ağız malzemelerini toplayarak bu alanda Türkolojinin önde gelen hadimi olmuştur. 10 cilt tutan Proben’i çeşitli Türk şivelerine ait diyalekt malzemesini ihtiva etmektedir. Proben’in 7. cildi Türkiye ağızlarına ayrılmış fakat bu toplamayı Macar Kunoş yapmıştır.

Dil Kurumu’nun kurulmasıyle halk ağzına açılış başlamış, bir yandan bu Kurum, diğer bir yandan da üniversitelerimiz olmak üzere diyalekt malzemeleri toplatılmış, hatta bu malzemelerin bir kısmı incelenmiş, Türkiye ağızlarından toplanan kelime serveti Derleme Dergisi adı altında on iki ciltlik olarak neşredilmiştir. Fakat Türk dilinde uydurmacılık ile tasfiyeciliğin açtığı yara, yazı dilimizi bir hayli yozlaştırmış, ağızlardan gelen kelime serveti kültür dilimizin içinde yer alamamış, girenler de ekseriyetle yanlış olarak kullanılmıştır.

Anadolu ağızlarıyla ilgili ilk büyük derleme Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu’nun gayretleri ile ortaya çıkarılmış ve 8 cildin üstünde eser meydana getirilmiştir. Bundan başka çeşitli üniversitelerimizin mensupları araştırmalara katılmışlar, ağızlar üzerinde doktora tezleri hazırlanmış ve Prof. Dr. Zeynep Korkmaz gibi araştırmacılarımız bu çalışmaları günden güne ileri götürmüşlerdir. Ayrıca başta Prof. Dr. Sadettin Buluç’un başlattığı çalışma ile yapılan araştırmaların bibliyografyaları ilim erbabına tanıtılmaya çalışılmıştır. Türkiye ağızlarının en derli toplu bibliyografyası geniş bir şekilde Prof. Dr. Tuncer Gülensoy tarafından Anadolu ve Rumeli Ağızları Bibliyografyası adıyla ortaya konmuştur. Henüz Türkiye ağızları üzerinde bir dil atlasımız olmadığı gibi ağızlardan toplanan malzeme, uydurmacılık yüzünden yazı dilimize mal edilememiş ve dilimizin zenginleşmesi gerçekleştirilememiştir.

Sözlükte "diyalekt" ne demek?

1. Lehçe.

Diyalekt kelimesinin ingilizcesi

n. dialect
Köken: Fransızca

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç