DDT nedir?

Böcek öldüren ilaçların ne tesirlisidir. Kimyadaki adı «dicloro - diphenyl trichloroethane» dir. D. D. T., suda eriyen, toz haline gelebilen, renksiz ve kokusuz bir maddedir. İlk defa 1847'de Alman kimyageri Othmar Zeidler tarafından yapılmışsa da ancak İkinci Dünya Savaşı'nda büyük ölçüde kullanılmaya başlanmıştır. İlk defa 1874’te Othmar Zeidler sentezlemişse de üstün nitelikle bir böcek öldürücü (insektisit) olduğu 1939’da Paul Müller tarafından belirlenmiştir. DDT’nin birçok izomerleri vardır. Saf haldeyken beyazımsı, kokusuz kristaller halindedir. Teknik DDT beyaz, hoş kokulu bir vasıfta olup, suda erimez; benzin, alkol, benzol, yağlar, aseton vs. içerisinde erir.

Uzun yıllar tarım-savaşta kullanılan DDT’nin böceklere etkisi değme ve mide yoluyladır. Lipoitlerde (yağ dokusu) eriyerek sinir sistemini felç eder. Tesiri yavaş yavaş fakat kesindir. Yiyecek maddeleri için tolerans 7 ppm (milyonda ünite)dir. 75 kg’lık bir insanı 37 gram veya yağda erimiş olarak 15 gram DDT öldürmeye yeter. DDT, kullandıktan sonra bozulmayıp çevrede, toprakta ve hatta hayvanların bünyesinde birikir. Birçok ülkede yapılan araştırmalarda insanların vücut yağında da (gıdalardan alınan) sanılandan çok fazla DDT kalıntısının bulunduğu görülmüştür.

Dünyanın birçok ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye’de de Zirai Mücadele araştırma Konseyinin 1970 yılında aldığı karara göre DDT kullanılması yasaklanmıştır. DDT’ye bağlı had zehirlenme; kazaen veya intihar etmek için ağız yolundan alındığı zaman görülür. 10-20 gr gibi yüksek miktarda alındığında hemen müdahalede bulunulmazsa öldürür. Zehirlenme belirtileri olarak; titreme, korku, kuvvet azlığı, çırpınmalar ortaya çıkar. DDT henüz kana karışmamışsa mide yıkanmalıdır. Üretimi veya ambalajlanmasıyla uğraşan fabrika işçileri gibi bu maddenin yüksek miktarlarına uzun süre maruz kalanlarda müzmin zehirlenmeye bağlı olarak, erkeklerde ikdidarsızlık, karaciğer bozuklukları ve kansızlık görülebileceği unutulmamalıdır.

ddt

DDT'nin etkileri

Birleşik Devletler'deki DDT kullanımı kel kartal, kahverengi pelikan ve gökdoğan gibi birçok yırtıcı kuşun neredeyse bölgesel olarak tükenmesine yol açtı. DDT'nin bir yıkım ürünü olan DDE, yumurtalarının ince ve kırılgan bir kabuğa sahip olmasına neden oldu. Bu yumurtalar kuluçka döneminde kırıldıkları için henüz yumurtadan çıkmamış civcivler hayatlarını kaybetti. DDE aynı zamanda Kuzey Kutup bölgesinde yaşayan İnuit topluluklarının yağ dokularında ve anne sütünde de bulunuyor.

DDT atmosferde taşınıyor ve yağmurlarla aşağıya akıyor. DDE bütün dünyada, anne sütündeki en yaygın kirletici madde, yani kontaminant. 1960'lardan bu yana DDT'nin tehlikelerine ilişkin başka kanıtlar da gün yüzüne çıktı. Artan bir şekilde inanılıyor ki, yüksek konsantrasyonlarda ve uzun süre maruz kalma durumlarında DDT insanlarda ve hayvanlarda belli kanserlere ve üreme bozukluklarına yol açabiliyor.

DDT nasıl birikiyor?

DDT probleminin ağırlaşmasına sebep olan şey gıda zincirinde yükseldikçe DDT konsantrasyonunun artması. Aşağıdaki örnek 1967'de ABD'de, Long Island'daki bir bataklıkta yürütülen bir çalışmaya dayanıyor. Sivrisineklerle mücadele amacıyla DDT sıkılmıştı.

SU'daki DDT konsantrasyonu: milyonda 0,00005 parçacık.
PLANKTON'daki DDT konsantrasyonu: milyonda 0,04 parçacık.
Plankton ile beslenen GÜMÜŞBALIĞI'ndaki DDT konsantrasyonu: milyonda 0.23 parçacık.
Gümüşbalığı ile beslenen ZARGANA'daki DDT konsantrasyonu: milyonda 2.07 parçacık.
Zargana ile beslenen KARABATAK'taki DDT konsantrasyonu: milyonda 26,4 parçacık.

1962 yılında Sessiz Bahar kitabı yayınlandığında kimya endüstrisi, arkasına Tarım Bakanlığı ve medyanın desteğini alarak hemen iğneleyici bir karşı saldırıya başladı. Amerikan Cyanamid Şirketi, yaptığı açıklamada, "Eğer insanlar Miss Carson'ın öğretilerini sadakatle izleyecek olurlarsa Karanlık Çağlara döneriz ve haşerelerle hastalıklar bir kez daha dünyayı ele geçirirler." Saldırılardan bazıları ise daha kişiseldi ve Carson'ın bir bilim kadını olarak güvenilirliğini ve hatta akıl sağlığını sorguluyordu. Carson'ı "histerik" diye dalgaya alan Monsanto şirketi sessiz bahar'la alay eden bir broşür çıkardı.

Bu broşür, kimyasal böcek ilaçlarının yasaklanmasından dolayı kıltığın, hastalıkların ve haşerelerin alıp başını gittiği bir dünyayı betimliyordu. Ne var ki kimya endüstrisinin bu kampanyası boşunaydı. Sessiz Bahar uluslararası bir çoksatar haline geldi. Başkan John F. Kennedy Sessiz Bahar'da ortaya konan iddiaların doğruluğunu araştırmak üzere bir komite oluşturulmasını istedi. Komitenin raporu Carson'ın suçlamalarını haklı buldu, ortada toplu bir suç ve bürokratik ilgisizlik bulunduğuna hükmetti. DDT kullanımı devlet tarafından daha sıkı denetlenmeye başlandı ve nihayet 1972 yılında tümüyle yasaklandı. Ne var ki DDT kullanımı dünyanın diğer birçok yerinde sürüyor.

2000 yılının Aralık ayında 122 ülke Kalıcı Organik Kirleticiler Hakkında Stockholm Sözleşmesi'ni imzaladı. (İmzacı ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor, ama bu sözleşme TBMM'de onaylanmadığı için henüz yürürlüğe girebilmiş değil.) Sözleşme DDT ve diğer organik kirleticilerin aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasını öngörüyor. Bu kirleticilerin "organik" olarak adlandırılması içeriklerinde karbon bulunmasından kaynaklanıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'na (UNEP) göre, kalıcı organik kirleticiler insan faaliyetleri sonucunda her yıl çevreye salınan kirleticiler içerisinde en tehlikeli olanları arasında yer alıyor.

Kullanımdan kaldırılması için seçilen oniki bileşiği veya "kirli düzine"yi, çevrede kalıcı olan, gıda zincirinde biriken, yabanıl yaşamı, insan sağlığını ve çevreyi tehdit eden kimyasal maddeler oluşturuyor. Stockholm Konvansiyonu her yerde uygulanmadı. Güney Afrika, Kenya ve diğer Afrika ülkeleri, sıtma taşıyan sivrisineklere ve uyku hastalığına neden olan çeçe sineklerine karşı etkili olan DDT üzerindeki yasağı kaldırdılar. Gerekçeleri şu: DDT'nin çevreye verdiği zarar bilinmekle birlikte, DDT'ye bağlı hastalıklardan ölebileceğinden çok daha fazla sayıda insanın sıtmadan öldüğünü söylüyorlar.

Faydanın risklerden çok daha fazla olduğunu söylüyorlar. DDT'nin, bazı gelişmekte olan ülkelerde gerekli bir kötülük olup olmadığı epey tartışmalı bir konu. DDT kullanımını savunanlar eğer belli dozlarda ve ayrım gözetilerek kullanılırsa DDT'nin kötü şöhretinin akla getirdiği kadar tehlikeli olmadığını söylüyorlar. Ama çoğu kişi, eğer kullanımı sürecek olursa, hedeflenen haşarat türlerinin muhtemelen buna karşı direnç geliştireceğini söylüyorlar. Bu olduğu takdirde, alternatif bir çözüm bulmaktan başka bir seçenek kalmayacak. Sessiz Bahar çevrecilik tarihinde bir köşetaşı olarak kabul edilir. Böcek ilacı kullanımının zararlı etkileri hakkında alarm zillerini çalan Rachel Carson insanların doğayı denetim altına almaya yazgılı oldukları yönündeki yaygın kabul gören anlayışa meydan okudu ve bu şekilde çağdaş çevreci hareket doğmuş oldu.

En kötü şöhretli böcek ilaçlarından biri olan DDT hakkında bilinenlere rağmen çeşitli gelişmekte olan ülkelerde kullanılmaya yeniden başlandı. Ama Sessiz Bahar'dan önceki dönemin tersine şimdi DDT kullanımı hakkında çok yaygın bir toplumsal tartışma sürüyor. 1960'lardan bu yana çevresel meseleler konusundaki bilinçlilik ve protesto eylemlerine katılım katlanarak arttı. Çoğu Rachel Carson'ın kitabını okumuş ve ondan esinlenmiş olan yeni bir çevreciler kuşağı böcek ilacı kullanımı konusundaki tartışmayı canlı tutmak ve sanayiyi ürettiği ve sattığı kimyasallar konusunda hesap verebilir kılmak üzere kampanyalarını sürdürüyorlar.

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç