Aruz nedir?

Arap nazmında kullanılan ve hecelerin kısal iğiyle uzunluğuna dayanan bir vezindir. Önce İran edebiyatına, daha sonra da Türk edebiyatına geçti. Aruz vezninin Arap yazı sistemiyle büyük bir ilgisi vardır. Veznin ana kalıpları sessiz harflerden ibaret olan Arap alfabesinin heceleme usulüne uydurulmuştur. Arapça'nın heceleme sisteminde sessiz harfler'in birleşmesiyle genel olarak sekiz şekil meydana gelir. Bu sekiz ana kalıbın kendi aralarında yaptıkları birleşmeler, aruz vezninin asıl ölçülerini meydana getirir. «Tef'ile» denilen bu sekiz ana kalıp şunlardır: «Faulün», «Failün», «Mefailün», «Failatün», «Müstef'ilün», «Mef'ulatü», «Müfa'aletün», «Mütefa'ilün». Bu tef'ilerin birleşmesi «bahir» denen aruz kalıplarını meydana getirir.

Aruz'u Araplar'dan İmam Halil 9. yüzyılda bir bilgi haline getirdiği söylenir. O çağa kadar Araplar şiirlerini pratik bir usulle meydana getirirlerken İmam Halil bunu birtakım esaslara dayamış ve adına da «lim-i aruz» demiştir. Fars'lar Müslüman olduktan sonra, bu Arap vezinlerini kullanmaya başladılar. Ama bu vezinlerde Farsça'nın gerektirdiği yolda epey değişiklikler yaptılar. Çok eski çağlardan beri kuvvetli bir halk şiiri geleneğine sahip bulunan Türkler, İslam dünyasına katılmaya başladıkları zaman, İran'da İslami edebiyat en parlak çağını yaşamaktaydı. Bu dönemde aydın Türkler, Farsça'yı şiir ve edebiyat dili olarak kabul ettiler.

Farsça şiirler yazdılar. Bunlar Türkçe şiirler yazmak istedikleri zaman da (9. yüzyıldan sonra) zaten kullanmakta oldukları Fars aruzuna başvurdular. Bununla birlikte, Türkçenin bünyesi Arapça ve Farsça'dan çok ayrı olduğu için, başarılı şiir yazmak ancak 3-4 yüzyıl sonra mümkün oldu. Türkler, aruzu İranlılardaki şekilleriyle değil, hece veznine en yakın kalıpları kullanmakla işe başladılar. Aruz, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında, artık büsbütün bırakılacağı sıralarda, Tevfik Fikret, Mehmet Akif, Yahya Kemal Beyatlı gibi sanatçılar eliyle Türkçe'de kusursuz olarak kullanılabildi. Aruzun Türkçeye iyi uyması için çok uzun bir zamanın geçmesi, bu sistemin dilimiz bünyesine yabancı olmasındandır.

aruz

Zamanla İslam dairesine giren milletlerin edebiyatları ile temasta bulunmaları, konularda çeşitlilik, “rubai” ve “mesnevi” gibi yeni nazım şekillerinin ortaya çıkmasına sebeb olmuştur. İslam medeniyeti dairesine giren milletler bu medeniyetin sunduğu değerleri almışlar veya az çok değiştirerek kendi bünyelerine uydurmuşlardır. Her millette şiir olduğuna göre bu dairenin içine girinceye kadar, bu milletler kendi ölçü ve birimlerini de getirmişlerdir. Bu dairenin içine ilk giren millet İranlılardır. Daha sonra Türkler, Hintler ve diğer bazı milletler de dahil olmuştur. İşte aruz İran’a bu şekilde geçti ve İran şiirinin, bilhassa İslamiyeti kabulden sonra ortaya çıkan yeni Farsça diye adlandırılan devrin şiirde veznini teşkil etti.

Ses yapısı ve hece teşkili bakımından Farsçanın aruza daha kolay adapte olduğu görüldü. İran nazmı, Arap nazım birimi olan beytin yanında, İslam öncesi edebiyatında olduğu gibi, mısraı birim kabul etti. Ayrıca aruz, İran edebiyatında bazı değişikliklere uğradı. Fars zevkı, Arap şiirinin bazı bahirlerini kabul etmeyerek, bir seçme ve tercihte de bulundu.Her millette olduğu gibi Türklerde de İslamiyetten önce şiir vardı ve vezni parmak hesabı denen hece vezni idi. İslam medeniyeti içine girince, hece yanında aruz da kullanıldı. Ancak Türkler aruzu doğrudan Araplardan değil, İran yolu ile aldılar. Ayrıca her iki milletin nazım şekillerini de kullandılar. Farslarda olduğu gibi Türklerde de nazım birimi mısra idi. Türk edebiyatında aruz, intibak devrinde büyük bir eser olan Kutadgu Bilig’de görüldü.

Burada Şehname’de olduğu gibi "Faulün, Faulün, Faulün, Faul" vezni kullanılmıştı. Dikkat edildiğinde bu veznin milli vezin olan heceye yakınlığı hemen görülür. İslam öncesi devreden günümüze kadar gelen hece vezni içinde on bir heceli vezin en çok kullanılanlar arasındadır. Kutadgu Bilig’de de işe buradan başlanmıştır. Zaten eserin içindeki dörtlükler nazım şeklinde de eskiye yer verildiğini açıkça göstermektedir. Buradan hareketle edebiyatımızda tuyuğ, murabba ve şarkı gibi nazım şekillerinin ortaya çıktığı da bir gerçektir. Hatta halk edebiyatı şairleri her iki vezne de yer vermişlerdir. Yunus Emre gibi şairler ise hece ve aruzla şiir yazdılar. Ayrıca on yedinci asır şairlerinden Aşık Ömer ve Katibi gibi şairlerin de her iki vezni kullandıkları görülür. Bu ikili durum daha sonraki asırlarda hem divan, hem de halk şairlerinde devam edecektir.

Türk edebiyatı içinde aruzun yerleşmesi ilk zamanlar Farsça ve Arapçayı bilen, yüksek tabaka da denen havass arasında görülmüştür. Bunlar işe; ilk önce bildikleri yabancı dilde ve aruz vezni ile şiirler yazmakla başlamışlardır. Farsça, kolaylığı ve Türkçe ile aynı bölgede bulunup yan yana yaşaması sebebiyle Arapçaya galebe çalmış, böylece ilk şiirlerde Farsça yer almıştır. Daha sonra Türkiye Selçuklularının son devirlerinde yavaş yavaş ortaya konan mülemmalar, belki bir noktada Türkçeyi aruza alıştırmış, neticede okur-yazar zümresi aruzu Türk şiirine getirmiştir.

Ancak Hoca Dehhani gibi saray şairleri Farsçaya hakim olduklarından, Türk şiirine doğrudan doğruya aruzu getirmeyi başarmışlar ve aruzla gazeller yazmışlardır. Böylece aruzun nazma tatbiki başlamış ve bu konuda yazılan eserler daha sonra verilmiştir. On beşinci yüzyıldan itibaren aksamadan devam eden aruz vezni, 19. yüzyılda en mükemmel şekle ulaştı. Hatta Tiyatro eserlerine bile uygulandı. Edebiyat-ı Cedide ve onları takib eden Fecr-i Ati topluluklarında serbest müstezada bile tatbik edildiği görüldü. Ancak 19. yüzyılın sonunda, aruzun mükemmel şekle ulaştığı bir zamanda, heceye rağbetin artması ile aruz hakkında münakaşalar ortaya çıktı ve bu vezne, karşı bir hareket başladı. Halbuki Türkçe en başarılı aruz örneklerini bu devrede veriyordu. Milli edebiyat cereyanının heceyi öne geçirme gayreti aruzu geride bıraktı ve bu veznin en son temsilcisi Yahya Kemal oldu.

Sözlükte "aruz" ne demek?

1. Hecelerin uzunluk ve kısalık, kapalılık ya da açıklık değerlerine göre türlü ses kalıplarından oluşan divan edebiyatı koşuk ölçüsü.

Aruz kelimesinin ingilizcesi

n. prosody, study of poetic meter; metrical system, system for creating verses
Köken: Arapça

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç